H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z

H
O
Ş
G
E
L
D
İ
N
İ
Z



MAGAZİN

HABER

SİNAMA

OTOMOBİL

TATİL

TEKNOLOJİ

SPOR



KADIN

MÜZİK

SAĞLIK

MODA

DİN

VİDEO

ÇOCUK



« Önceki |

17/7/2007

Baptista'dan Galatasaray'a hayır

.Galatasaray'ın transfer etmek için uğraştığı Baptista'nın, sarı kırmızılı yöneticilere olumsuz yanıt verdiği bildirildi

Galatasaray'ın transfer etmek için uğraştığı Real Madrid'de sözleşmesi bulunan Brezilyalı Julio
Baptista'nın, sarı kırmızılı yöneticilere olumsuz yanıt verdiği bildirildi.

İspanyol spor gazetesi AS, Galatasaray'ın Real Madrid'in yıldız futbolcularından birini alarak yapmak istediği "flaş transferin"
yapılmayacağını yazarak, Baptista'nın şimdilik Türkiye'de futbol oynamak istemediğini, futbol hayatına İngiltere ya da İspanya'da devam etmeyi
düşündüğünü belirtti.

Baptista ise basına verdiği demeçte, yeni teknik direktör Schuster ile Real Madrid'de kendini göstermek istediğinin altını çizerek, "Real
Madrid'de oynamak ve değerimi göstermek için yeni bir fırsat verilmesini istiyorum" dedi.

Öte yandan İspanyol vatandaşlığına hak kazanan ve bunu elde etmek için sadece anayasal yemin etmesi gereken Baptista'nın AB statüsünde oyuncu
olacağını hatırlatan AS, Brezilyalı futbolcunun gerek yeni statüsünden, gerekse Amerika Kupası'nda sergilediği futboldan dolayı bonservis bedelinin Real Madrid tarafından 20 milyon Avro'ya yükseltildiğini kaydetti.

17/7/2007

Ağrılarınızdan yüzerek kurtulun

.

Yaşam kaynağı su, yüzyıllardır hastalıkların tedavisi için kullanılıyor. Suya dokunmak, sinir uçlarını uyardığı için migrenden kas tutulmalarına kadar pek çok rahatsızlıkta etkili.

Hidroterapiden buğu tedavisine, oturma banyolarından fizik tedavi uygulamalarına kadar pek çok alanda faydalanılan suyun her hali şifa kaynağı. Su sesinin bile psikoloji üzerindeki rahatlatıcı etkisi biliniyor.

TÜM KASLAR ÇALIŞIYOR

Saatte ortalama 500 kalori yaktıran yüzme, omuz, boyun ve bel ağrılarına da çözüm sunuyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon alanındaki çalışmalarını, spor hekimliği yaklaşımı ile şekillendiren Uzman Dr. Cavit Meclisi, konu hakkında bilgiler verdi. n Yüzme vücudun hangi bölgelerini çalıştırır, faydaları nelerdir?

Kasların tümünü çalıştırır ve kalpakciğer fitnesini artırır. Yerçekimini kaldıran bir spor olduğu için eklemlere yük binmez. Bu nedenle eklem sorunu olanlar da dahil olmak herkesin yapabileceği, kondisyon sporudur. Eklem ve kas ağrılarına çok iyi geldiği ve uzun süreli rahatlama sağladığı saptanmıştır.

OMUZ SAKATLANABİLİR

Yüzen birinin başka sporlar yapmasına da gerek var mıdır? Her sporun etkileri kendine özgüdür. Bu nedenle yapılan sporlar ve kişinin katıldığı aktiviteler çeşitli olmalıdır. Böylece eklemler, kaslar ve sinir sisteminin tüm parçaları çalıştırılır. Yüzme, kalça, diz ve omurgayı, tüm hareket alanı boyunca hareket ettiren bir spor değildir. Bu eklemlerle sorunu olanların, amaca yönelik egzersizler yapması daha etkili olacaktır. 

Yüzerken meydana gelebilecek fiziksel rahatsızlıklar nelerdir? Yüzmede, en çok hareket eden eklem omuzdur ve vücudun en hareketli bölümü olduğu için sakatlanmaya yatkındır. Ayrıca balıklama atlarken başın dibe çarpması sonucu kafa travması ya da omurilik hasarı olabilir. Çok dikkat etmek gerekir.


17/7/2007

İnternet bankacılığı ile nasıl soyuluyoruz

.

Her gün yaygınlaşan internet bankacılığı kabus olabilir.
Kötü niyetli kişiler parola, şifre, kullanıcı adı, kimlik bilgisi gibi gizli bilgilere hangi yollardan erişiyorlar, çaresi neler?

1- En yaygını; hackerlar, attığı bir mail veya yaptıkları "çekici" internet siteleri (en yaygınları arkadaş bulma, seks veya kumar siteleri) vasıtası ile casus programlar (trojan) Ör. "key logger" programı yolluyorlar. Maili açtığınızda veya siteye girdiğinizde program otomatik olarak bilgisayarınıza iniyor. Programlar menüsünden de görülemiyor. Key Logger; ortalama 45 kb boyutunda, program indirme sitelerinden bile kolayca ve ücretsiz elde edilebilen, bir resmin arkasına dahi saklanabilecek boyutta bir program. Eğer bu program herhangi bir şekilde bilgisayarınıza gönderildi ise, bilgisayarınızda yaptığınız her işlem, şifreler, bilgiler dahil klavyeden kullandığınız tuşları, mouse hareketlerinizin ekran resimlerini veya diskinizdeki dosyaları “hacker”ın kendi mail adresine gönderiyor veya hacker sizin bilgisayarınızı bire bir görebiliyor. Hatta hacker bilgisayarınızdan işlem yapabiliyor. Daha sonra sizin “sık kullanılanlar” dosyanıza bankanın heryerde satılan sitesinin kopyasını yerleştiriyor. Siz bankanın sitesine girdiğinizi zannedip ve şifre ve parola ve hatta “tek kullanımlık” şifreyi girdiğinizde, hacker “teşekkürlerle” gerçek banka sitesine girip sizin adınıza işlemi gerçekleştiriyor. Bu methoda “man in the middle” deniyor.

Belirtmeliyiz ki; cep telefonunuza gelen işlem sonu şifresi güzel bir önlemdir. Mutlaka olmalı. Ancak şifre, parola ve kimlik detaylarınızı bilen bir kişinin bazı bankaların internet sitelerinden veya telefon bankacılığı yolu ile cep telefonu numarasını değiştirebileceğini veya kendi cep telefonuna yönlendirebileceğini, hatta sahte kimlikle sizin telefon numaranıza ait bir “sim kart” alabileceğini göz ardı etmemek gerekir. Not. Siz istediğiniz kadar “sanal klavye” kullanın; hackerlar sizin işlemlerinizi buffer* dan takip ediyorlar. Yani sanal klavyede hangi harf veya sayıya bastığınız belli. *Buffer: Bilgisayarınızdaki tüm haraketlerinizi hafızasında tutan bölüm. Yine siteye girişte sorulan resim, isim, özel soru v.s. gibi önlemler önemlidir. Ancak ekranınızı, resimleri, yazdıklarınızı birebir gören hacker için caydırıcı bir önlem değildir.


2- Olta (phishing) mail gönderiyorlar. Bankanın yazı dilini taklit eden bir mail geliyor, sizi ikna eden bir neden ile (şifre değişikliği, süre bitimi, adres güncelleme hatta ikramiye) verilen linki tıklayarak bir siteye yönlendiriliyorsunuz. Site banka ekranlarını taklit ediyor. Ancak bankaya ait değil. Burada banka hesap bilgilerinizin girilmesine ikna ediliyorsunuz ve böylece bilgileriniz soygun amaçlayan kişilerin eline geçiyor.


3- İnternete bağlandığınız anda, gerekli güvenlik programlarına sahip değilseniz, dünyadaki 1,5 milyar internet kullanıcısı bilgisayarınıza girebilir. IP numaranızı bilmesi yeterli. Zaten gönderdiğiniz her mailde, her girdiğiniz sitede IP’nize ulaşılabiliyor. Sonrasını söylemeye gerek yok, her şeyinizi paylaşmaya başlarsınız.


4- Bankaların içlerinden bilgi sızdırıldığı duyumlarımız var. Nitekim bir banka içinden yakalananlar olduğu haberini de basından okuduk. 1.000.000 banka şifresi bir CD içerisinde ele geçirildi. (Bakınız 14 Şubat 2007 tarihli tüm gazeteler.) Detaylar için http://www.sanalbankamagdurlari.com/images/aksam1milyonhesap.jpg Bir hesabın Hacker tarafından ele geçirilmesi birkaç saati alabilir. 1 milyon hesap için yaklaşık 25 bin (yazı ile yirmibeşbin) seneye ihtiyaç var. Bu nedenle içeriden bilgi sızdırılıyor duyumları kamuoyunda kuvvet kazanıyor.


5- Kişisel bilgilerinizle size ait olmayan, tanımadığınız bir bilgisayarı kullanarak işlem yaparsanız, kendinizi riske etmiş olursunuz. Özellikle internet cafelerde sizin şifrelerinizi “save” eden programların yerleştirilmiş olması muhtemeldir.


6- Güvenliğiniz için ev ve işyerinizde kendi bilgisayarınızla bile wireless internet kullanmayın. Bir başkası sizin ağ’ınıza veya sisteminize bu yolla çok rahat girebilir. Eğer siz, kendi bilgisayarınızla wireless sistemi kullanan bir cafe veya havaalanı v.s. de internete girecekseniz, yine kişisel bilgilerinizi kullanmaktan kaçının. Çünkü bir başkasının ağ’ını kullanıyorsunuz ve o ağ’ın sahibi veya  dahilindeki herhangi biri sizin şahsi bilgilerinizi ele geçirebilir.


7- Kopya program veya korsan CD kullanmayınız, bilgisayarınıza yükleyeceğiniz programın orijinal olmasına dikkat ediniz. Soyguncular kopya programlara trojan yazılımlar ekliyorlar, bu şekilde bilgisayarınıza girmiş oluyorlar.


TESTi KIRILMADAN...


Kullanıcıların bu alanda bilinçli davranması için neler yapması gerekiyor?


Bir tarihte vatandaşa Galata Köprüsünü satıyorlardı. Şimdi böyle bir şeyin olması mümkün mü? Değil, çünkü herkes bunun farkında ve bu konuda biliçli, eğitimli. Tüm olayların ana nedeni, kullanıcının bilinçsiz, eğitimsiz olmasıdır. Kamu yönetimimiz eğitim kısmını ihmal ederek interneti teşvik etti. Türk Telekom abonelerini uyarmalıydı, bankalar internet ve bankacılığı konusunda eğitim vermeliydi. İsteyen herkes ADSL abonesi oldu-oluyor. Herkese internet bankacılığı hesabı açıldı. Hatta okur-yazar olmayanların dahi internet bankacılığı hesabının olduğuna şahit oluyoruz.


Ülkemizde böylesi bir ortam oluşunca, Türkiye’miz başta Rus, İsrail ve yerli soyguncuların cenneti oldu. Hukuksal boşluklar var. Soygun, yapanın yanına kar kalıyor. Ör. Benim 74.000YTL’ mı çalan şahıs yakalandı 24 saat geçmeden serbest bırakıldı. Banka ise devam eden davamda, beni hala şifremi başkasına vermekle suçluyor. Oysa Türkiye’de diğer gelişmiş ülkelerdeki gibi “bilişim mahkemeleri” olsa benim için dava 1.celsede bitebilirdi. Çünkü; paramın EFT yapıldığı saniyede cep telefonuma bankanın yolladığı uyarı mesajı geldi. 5 sn. sonra bankamı arayarak; “böyle bir havale-EFT yapmadım. DURDURUN” dedim. Ama durdurmadılar. Üstelik beni yanlış yönlendirdiler. Peki o halde bana bankanın kendisinin yolladığı bu uyarı mesajının anlamı nedir? “Bak hırsız paranı çalıyor, biz de göz yumuyoruz. Bay-bay” mı? Ama davam 3. senedir devam ediyor. Banka avukatları oradan çekiyor, banka emeklisi “bilirkişi !” ler buradan.


 Bu arada banka da boş durmuyor. Beni 3 ayrı savcılığa “bankacılık yasasına muhalefet” etmekten 3 ayrı şikayette bulundu. Tesadüf ! bu ya, özellikle cuma günleri saat 15:30 civarı polisler beni “mevcutlu” olmak kaydıyla savcılığa götürüyorlar. Herhangi bir aksilik! durumunda hafta sonunu hiçbir ülkede benzeri olmayan “bankacılık yasasını” tek ayak üzerinde ezberleyerek geçirme riskim var. Hele bu yazıdan sonra...


Not. Bilişim mahkemeleri mevcut olsa dava benim ve avukatlarımın görüşüne göre 3 yönden de derhal bitebilirdi. 1) Bana hesabınızdan EFT yapıldı diye mesaj gönderen Bankam. Bu amaç için uyguladığı kendi uyarı mesajına telefon açmama rağmen paramı bloke etmeyen yine bankam. 2) Önce savcılığa gidin “X” bankaya paranızın EFT yapıldığını şikayet edin, durduralım diyen bankam. Ama sadece “X” değil “X ve Y” bankalarına para ikiye bölünerek yapılmış ve bunu (“Y” bankasını) bildirmeyen yine bankam. İlk bankadaki EFT yi durduran ise BEN. “Y” bankasını da bildirse onuda durduracağım. 3) Bankanın hele o zamanki güvenlik önlemleri neredeyse sıfır. Bu da ispatlı. Zaten tek kelime ile öyle olmasa banka; o günde var olan güvenlik önlemlerini neden o zaman devam ettirmedi de hemen akabinde yeni önlemler aldı ve halen alıyor?


Sonunda, davanın bu boyutlarının (maddi boyutları değil) Avrupa İnsan Hakları mahkemesinde devam edeceğinin hazırlık aşamaları tamamlanmıştır.


Görünen o ki, kolay bir iş olması, yaptırımının olmaması nedeniyle internet bankası soygunculuğu özendirilir hale geldi. Önümüzdeki günlerde “e-Devlet Kapısı” uygulamaları başlayacak ve bir çok alanda interneti kullanmak vatandaş için zorunlu hale gelecek. Bu nedenle her internet kullanıcısının ve kullandırıcısının son derece dikkatli olması gerekiyor. Kullanıcısını eğitmek konusunda, sunucu konumundaki kuruluşlara (bankalar, kamu ve özel kuruluşlar v.s.) çok iş düşüyor. BDDK bu konuda bankaları uyarmaya başladı bile. Acaba bazı bankaların, Türkiye’de sadece kendisinin üye olduğu “ödül dağıtan” cemiyetlerin ödüllerini öne sürüp “Türkiye’deki en iyi internet bankacılığı bizde” diyerek reklam yapmalarının önüne de geçilebilecek mi? SBM derneği olarak biz sonuca bakıyoruz. Hala soygunlar devam ediyor ve bu yolla paralarımız yurtdışında ki hacker’ların, mafyanın ve yasadışı örgütlerin eline geçiyor.


NOT: Telekominikasyon Kurumu Başkanı Sn. Mustafa Alkan demeci; “2004 Nisan ayında kabul edilen e-imza yönetmeliğine göre; bu tarihten sonra yapılan internet bankacılığı dahil ıslak imza ve e-imza dışında yapılan tüm işlemler geçersizdir.”


Gelelim Güvenlik önlemlerine; bunun 3 bacağı var. 1-Kamu 2-Banka 3-Kullanıcı


 Öncelikle Kamu;


Başta ADSL olmak üzere bütün port sağlayıcıları, tencere-tava satar misali evlerimize kadar gelip sistemi kurup gidiyorlar. Kullanım ve güvenlik konusunda ne bir eğitim ne de bir kitapcık veriyorlar (Kurmaya gelenlerin de güvenlikten habersiz olduklarından hiç şüphe yok) Tüketici bilinçsizce, kulaktan dolma “eğitim” ile ve deneme-yanılma metoduyla kendi internet güvenliğini sağlamaya çalışıyor. Ya da sağlayamıyor. Güvenliği olmayan, kuralları olmayan, frensiz, direksiyonsuz arabanın (internetin) başına oturtulan ve bilgisayarı dünyada ki 1,5 milyar internet kullanıcısına açık olan tüketici; sonunda istenmeyen “kaza”lara uğruyor. Ya Hacker’lar tarafından bankası soyuluyor, ya kredi kartı bilgileri ile dolandırılıyor veya diğer önemli iş, özel bilgileri “hacker” lar tarafından ele geçirilip kötüye kullanılabiliyor, santaj yapılabiliyor, bir bedelle satılabiliyor.


Bankalar:


Bankaların bir çoğunun internet bankacılığı, standart pazarlama şirketlerinin web sitesinin güvenliğinden dahi yoksun. Bir tek telefonla internet şifresi alınabildiği gibi, ankesörlü telefonlarla dahi telefon bankacılığı yapılabiliyor. Oysa sizin belirlediğiniz en fazla üç adet telefon numarası ile telefon bankacılığı yapılabilmeli. Ör. ev, iş, cep telefonu. Banka bu numaraları gördükten sonra size işlem yetkisi verebilmeli. Ayrıca bankalarda başka bir evrak sormadan, sadece sahte kimlik belgeleri ve sahte muhtar çıktıları ile mevduat hesabı açılıp, çalınan paralar bu kimlikle açılan hesaplara aktarılıp çekiliyor. Bankaya; neden başka evrak istemedin? diye sorulduğunda; “Bu bizi ilgilendirmez. Kredi mi istedi, çek defteri mi, kredi kartımı?. Annesine para göndereceğini söyledi, biz de açtık hesabı” diyebiliyor.


Ayrıca; bankaların mevduatları sigortalamaları gerekiyor. Ama sigorta şirketleri Kredi Kartlarını sigortalarken “hergün camı kırılan” dükkanları sigortalamak istemedikleri gibi internet bankacılığını da sigortalamak istemiyorlar.


TEK ve KESiN ÇÖZÜM:

E-iMZA, iNTERNET BANKACILIĞINDA KULLANILMALI


Bunun dışında “e-kart” (e-imza) internet bankacılığında mutlaka kullanılmalı. Bu sistem, ufak bir aparat (token) ile uygulanıyor. USB ye takılıyor. Banka şifrenizi v.s. girdikten sonra şifreli, 128 bit’lik, herseferinde yeni “key” üreten, kredi kartı büyüklüğünde ve sigorta kapsamında ki kopyalanması hemen hemen imkansız olan bu e-kartın 4 haneli şifresini giriyorsunuz. Banka sistemi, kartı görüp sizi onayladıktan sonra işlem yapabiliyorsunuz. Yani "hacker" ın sizin şifrelerinizi elde etmesi yeterli değil sizin e-kartınızın aslını da çalmalı. Yetmedi e-kart’ın şifresini de bilmeli. Şu anda bunu Türkiye’de bir tek banka uyguluyor. O da opsiyonlu. Yani seçeneğe ve ayrı bir ücrete tabi. Bu işin, yani güvenliğin; opsiyonu, seçeneği olmaz!. Her dönem hatta her işlemde masraf diyerek para alan banka, bu imkanı da internet bankacılığı kullanıcılarına vermek zorunda. Bunu da, internet bankacılığı kullandırtarak elde ettiği artıyı hesaplayarak ücretsiz vermeli.


Yukarıda ki önlemleri bankalar mutlaka almalı. Aksi takdirde bu sanal soygunlar giderek daha yaygınlaşacak ve bankalar mevduat toplayacak insan bulamayacaklardır. Nitekim şimdiden insanlar, şirketler korkudan ya mevduatlarını internet bankacılığı olmayan hesaplara, bankalarına aktardılar, ya paralarını kasada tutuyorlar veya insanlar eski usul paraları “yastık altına” saklıyorlar.


Türk Telekom internet omurgasının sahibidir, halen teşvik amaçlı yoğun reklam kampanyaları düzenlemektedir. Bu reklamlarında internet güvenliği konusunda farkındalık yaratmak sorumluluğunu ortaya koymasını bekliyoruz.


Her canı isteyen kamu veya özel kuruluş vatandaşın hüviyet belgesini istemektedir (ör: bina girişinde). Kimlik bilgisi hırsızlıklarının artış nedenlerinden birisi budur, önlem alınması gerekmektedir.


 Ve biz Kullanıcılar için;


1)    Başta anti-virüs, anti-spyware, firewall, site erişim filtresi, anti-spam lisanslı programlarını bilgisayarınızda bulundurun ve sürekli güncelleyin.


2)    Phishing dediğimiz bizleri kandırmaya yönelik maillere dikkat edin. Yukarıda dediğimiz gibi bir resmin arkasına dahi “keylogger” programını atabiliyorlar.


3)    Artık bu derece “saf” insan kalmadı ama; şifrelerimizi kimseyle paylaşmamamız gerekiyor. Şifrelerin karınızın, kızınızın, annenizin v.s. doğum tarihleri olmamasına dikkat edin. Şifrelerinizi unutmamak için biryere yazıyorsanız şifrenizde ortadaki herhangi bir harf yada rakkam yerine başka harf veya rakkam kullanın. ör. şifrede “5” rakkamı kullanıyorsanız kağıda “5” yerine “7” veya “S” harfi yerine “C” kullanın.


     4)   Kopya program kullanmayın, internette kırık program dağıtan sitelere itibar  etmeyin.


5)  Banka ismini i-explorere baştan sona kendiniz yazın. “sık kullanılanlar” bölümünü asla kullanmayın. İşlem yaptıktan sonra mutlaka “çıkış” butonuna basın ve çıkın. Aksi takdirde bankanın sitesi halen açık olabilir ve hacker “eşzamanlı” işlem yapabilir.


6) Wireless internetten kaçının. Başkalarının, özellikle internet cafe’lerin bilgisayarlarından işlem yapmayın.


7)  Gerekirse bankada birbiri ile ilişkisi olmayan ve internet bankacılığında gözükmeyen 2. bir hesap açtırın ve ana mevduatınızı orada saklayın. Gerektiğinde talimatla “gerektiği kadar” diğer hesaba aktarırsınız.


8) Güvenlik sertifikası olmayan, işlem sonu şifresi istemeyen banka ve internet sitelerinden işlem veya alışveriş yapmayın. Ör.GlobalSign SSL korumalı.

Ayrıca; Eğer kullanılan bilgisayar bir ağ (network) üzerindeyse, ağda internet sunucunun olması, internet çıkışının bir LAN programı tarafından yönetilmesi ve korunuyor olması gerekiyor. Gördüğümüz şekli ile yaygın olarak ADSL hattı bir hub veya switche takılıyor, ağdaki bilgisayarlar bu şekilde internete erişiyorlar. Bu son derece tehlikelidir. Buradan müşterilerine bu şekilde kurulum yapan bilgisayarcı ve sistemcileri de uyarıyoruz.

KREDi KARTI KULLANICILARI. DiKKAT!

Sanal ortamda Kredi Kartı kullanıcılarının dikkat etmesi gereken hususlar nelerdir?
Öncelikle güvenli olmayan, üvenlik sertifikaları bulunmayan sitelerden alışveriş yapılmamalıdır. Ör.GlobalSign SSL korumalı olmasına dikkat edin.


Mutlaka Sanal Ortamda "Sanal Kredi Kartı"; kullanılmalıdır. Bu bir ek kart gibi işlem gören, ayrı bir Kredi Kartı numarası ve güvenlik numarası bulunan, limitini sizin belirlediğiniz karttır.


Özellikle yurtdışında (Rusya ve Uzakdoğu ya dikkat) Kredi kartı kullanmamaya, kullanılırsa da ancak yanımızda kredi kartımızı çektirmeye dikkat etmeliyiz..
Papağan adı verilen Kredi Kartı okuyucuları ile kartınızın detayları kopyalanabilmektedir

17/7/2007

Bu sorunu çözün

.
Kayseri Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Adnan Öztürk üniversitelerde sorun olmaya devam eden başörtüsü konusunda çözüm bulunması gerektiğini kaydetti.

Kayseri Erciyes Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Adnan Öztürk, üniversitelerde sorun olmaya devam eden başörtüsü konusunda çözüm bulunması gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Adnan Öztürk, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün kızının mezuniyet töreninde başının örtülü olması ve diğer hadiseleri dile getirerek, “Türbana karşı zihniyet, başörtüsü konusunu gündemde tutarak ülkede gerginlik çıkartmak istiyor. Bunun için bir çözüm bulunması şarttır” dedi.
Adnan Öztürk, Bilkent Üniversitesi’nden mezun olan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün kızı Kübra’nın mezuniyet töreninde türban takması ve bu konu hakkında üniversite yetkililerine YÖK tarafından soruşturma açılmasını değerlendirdi. Yaşanan hadisede üniversitelerde başörtüsü sorununun devam ettiğini dile getiren Öztürk, bu sorunun biran önce çözüme kavuşturulması gerektiğini açıkladı.
Öztürk, Türkiye’de başörtüsünün sorun olmaktan çıkması gerektiğini savunarak, “Hükümet, YÖK ve Anayasal kuruluşlar biran önce gerekeni yapmalıdır. Çünkü türbanı problem yapanlar türbanı takanlar değil başörtüsüne karşı olan zihniyetlerdir. Bu zihniyete sahip olan kişi ve kuruluşların, örneğin Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) gibi türban konusunu devamlı gündemde tutarak ülkede gerginlik oluşturmak isteyenlere engel olma adına çözüm bulunmalıdır. Yoksa bu problem devam edemez. Demokratik süreçte ve Anayasa ile hukuk çerçevesinde biran önce iktidarı, muhalefetiyle soruna çözüm bulunmalıdır” diye konuştu.
Öztürk, son yaşanan hadise ve akabinde gündeme taşınarak soruşturmaların açıldığını ifade ederek olayın, ülke adına demokrasiye zarar verdiğine dikkat çekti.

milligaz.

17/7/2007

BAŞÖRTÜLÜLER AÇIK LİSE SINAVLARINA ALINMADI

.
Erzurum'daki 10 okulda yapılan sınava girmek için saat 09.30'da gelen başörtülü kız öğrencilerin ..

Erzurum'daki 10 okulda yapılan sınava girmek için saat 09.30'da gelen başörtülü kız öğrencilerin başlarını açmadan sınava giremeyecekleri söylendi.

Önceki sınavlara başörtülü olarak girebilen öğrencilere, 22 Nisan 2007 tarihinde Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in imzaladığı yönetmelik uyarınca başlarını açmadan sınava giremeyecekleri bildirildi. Başörtüsünü çıkarmayarak sınava girmeyen öğrenciler, okul bahçesinde bu durumu protesto etti. Sınava giremeyen öğrencilerden bazılarının gözleri dolarken, yetkililere tepki gösteren bazı veliler polis tarafından uzaklaştırıldı.

Başörtüsü ile sınava alınmayan öğrenciler, “Bu zamana kadar başörtülü olarak sınava girebiliyorduk. Şimdi ne oldu da giremiyoruz? Okumak istiyoruz. Ancak başımızı açarak değil. Her ne olursa olsun başımızı açmayacağız, sınava da girmiyoruz” dedi.

Yetkililer, Milli Eğitim Bakanlığı'ndan 81 il müdürlüklerine gönderilen genelgeye göre hareket etmek zorunda olduklarını söyledi.

Hürriyet

17/7/2007

Kazlıçeşme mitingine kaç kişi geldi

.

Başbakan Erdoğani Kanal24'te katılıdığı programda, dünkü Kazlıçeşme mitinginde kaç kişi olduğunu tahimn etti. Ayrıca Erdoğan, Baykal'ın ekran davetine de cevap verdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı eleştirerek, ''(AK Parti altın dağıtıyor), bunu da kendine göre şamatayla anlatıyor. Sayın Baykal'ın kendini bir testten geçirmesi lazım. Akli testten geçirmesi lazım'' dedi. Erdoğan, Kanal 24 televizyonunda canlı yayınlanan ''Ankara Masası'' adlı programda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Sesinin kısık olmasını, katıldığı mitinglere bağlayan Erdoğan, şu ana kadar 44 ilde partisinin düzenlediği mitinglere katıldığını söyledi. Kendisinin katılamadığı mitingiler de yapıldığını ifade eden Erdoğan, 81 ilde miting hedeflediklerini anlattı. Sorular üzerine partisinin İstanbul Kazlıçeşme mitingini değerlendiren Erdoğan, katılanların miting alanına sığmadığını, mitinge 1 milyonu aşkın kişinin geldiğini belirtti.

Çağlayan meydanının, Kazlıçeşme'deki alanın 3'te biri civarında olduğunu ifade eden Erdoğan, Çağlayan meydanın, dal budak salan kısımlarını karıştırmadığını söyledi. ''1 milyon altın mı oluyor yani, 1 milyon altın yatıyor orada o zaman...'' denilmesi üzerine Erdoğan, ''Bunun hiç akılla, mantıkla izahı olur mu? Bugün 1 milyon altını dağıttığınızı düşünün. Bütün Türkiye'de bunun dağıtılacağını düşünün. 'Ak Parti altın dağıtıyor' bunu da kendine göre şamatayla anlatıyor. Sayın Baykal'ın kendini bir testten geçirmesi lazım. Akli testten geçirmesi lazım. 1 milyon sadece İstanbul'da altın dağıtıldı. Bari çeyrek mi, tam mı daha mı küçük bunu da söylesin'' diye konuştu.

Kendisinin, bir genel başkan, başbakan olarak gittiği yerde yanına getirdikleri bir sünnet çocuğuna takmak için arabada 3-5 küçük altın taşıdığını söyleyen Erdoğan, bu olmadığı zaman cebinden çıkarıp para taktığını anlattı. ''Sayın Baykal, AK Parti'nin bunu bir seçim stratejisi olarak kullandığını ifade ediyorsun. Bunu ispat edemezsen namertsin, bunu ispat etmekle mükellefsin'' dediğini anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti: ''Bu milleti bugüne kadar çok aldattınız ama bir daha aldatamayacaksınız. Gerçi Baykal gibi birisinin, Halk Partinin başında olmasından memnunum. Niye? Yeter ki böyle bir ana muhalefet lideri olsun. Çünkü oy kazanamaz, bu zat iktidar olamaz. Niye, milletin değerleriyle oynuyor, iftira atıyor. 'Ehlikeyf' dedim, çok rahatsız oldu. 'Ehlikeyf değilim, şöyleyim, böyleyim, çalışırım falan...' diyor. Çalış, kendini bu noktada ispat et. Ama şu altın meselesi, kanıma dokunan bir mesele. Çünkü ben milletimin iradesine altınla ipotek koyacak kadar kusura bakmasın alçalmam. Ama onun böyle bir şeyi varsa gitsin aynaya baksın. O beni enterese etmez.''

''ER MEYDANI ZEYTİNBURNU'DUR, KAZLIÇEŞME'DİR''

 CHP'nin, Erdoğan'ın televizyon programına çağrıldığı ''Er meydanı'' yazılı gazetelerdeki ilan ve reklamlarının hatırlatılması üzerine Erdoğan, şunları söyledi: ''Önce Sayın Baykal'ın er meydanının ne demek olduğunu öğrenmesi lazım. Zaten terminolojiyi birbirine karıştırıyor, bu ara iyice dağıttı. Uzlaşıyı dağıttı, uzlaşma nedir, ne değildir, bunun farkında değil. Cumhur, Cumhuriyet nedir farkında değil. Ona katılan bazı köşe yazarları da var. Cumhurdan tiksinenler var. Cumhurdan tiksinmek demek, halktan tiksinmek demek. Onlara dedim, 'Aç Türk Dil Kurumu lügatını, Milli Eğitim Bakanlığı lügatını bak, Cumhur, Cumhuriyet, Cumhurreisi nedir hepsini görürsün.' Ama bunların bilime de saygıları yok.''

''Er meydanı'' diyen Baykal'ın, er meydanının neresi olduğunu bilmediğini ifade eden Erdoğan, ''Er meydanı Zeytinburnu'dur, Kazlıçeşme'dir. Sayın Baykal, o meydana bir çık. Yapabiliyor mu? Buyur gel. Dün Sıhhiye'deydik, yapabiliyor mu? 'Biz Tandoğan'daydık' diyor. Hani Tandoğan, Çağlayan, İzmir parti mitingi değildi? CHP olarak miting yap buralarda niye yapamıyorsun? Siyasette er meydanı buralardır, televizyon değil. Televizyona ben seninle çıkmam. Niçin? Senin derdin meşruiyet sorunu.''

''Yani muhatap alınmak mı?'' sorusu üzerine Erdoğan, ''Tabi, derdi o. O kendine göre böyle bir minder kurabilir miyim onun gayreti içinde. Çünkü Mecliste görüyorum. Meclis'teki durumu görmek bana yetiyor zaten'' dedi.

CHP'nin, ''Erdoğan'ın terörle mücadeleye teslim olduğu'' şeklinde yer aldığı gazete ilanlarını da bir soru üzerine değerlendiren Erdoğan, ''Sayın Baykal kılavuzları karga olarak seçmiş. Kılavuzu karga olanın...'' dedi. Kılavuzun kim olduğunu söylemenin uygun düşmeyeceğini ifade eden Erdoğan, ''Ama eser ortada. Eser müessiriyle değer kazanır. Eğer müessiri, eseri ortaya koyan kaliteliyse, güçlüyse böyle yanlış şeyler ortaya koymaz'' diye konuştu.

Erdoğan, CHP'nin bugünkü gazetelerde, ''Tayyip Erdoğan'ın terör karşısında duruşu'' yazısı altında fotoğrafının kullanılmasının, siyasi ahlaka sığmayan bir reklam kampanyası olduğunu ifade etti. İki eli havada görülen söz konusu fotoğrafını, kimsenin, ''terör karşısında bir duruş'' olarak nitelendirmeyeceğini kaydeden Erdoğan, fotoğrafta halkı selamladığını, halkını selamlama anlayışı ve güven olduğunu belirtti. Erdoğan, ''Bu, terbiye dışı yaklaşım'' dedi.

''SİYASİ ETİK AÇISINDAN YANLIŞ''

 CHP Genel Başkanı Baykal'ın, koalisyon hükümetinde Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olduğu 1995 yılında, 1 yıldaki şehit sayısının 1158 olduğunu belirten Erdoğan, ''Şu anda şehit sayımız 71. Sayın Baykal, bu 71, 72 olsaydı, 700 olsaydı zil takıp oynayacak mıydı? Kaldı ki ben bir lider olarak, bırakın 71'i, şehidimin 1 kanını 550 milletvekiline değişmem'' diye konuştu.

Şehitliğin kutlu, kutsal bir makam olduğunu dile getiren Erdoğan, ''Sen kalkıyorsun, 'teröre teslim oldun' diyorsun. 1158 tane şehidimiz, senin Başbakan Yardımcısı olduğun dönemde olmuş, sen bunu ne çabuk unuttun yahu? Bu iktidar döneminin tamamını alsak, hepsinin sayısını çıkarmadım ama 300'ü falan geçmez. Bu bizim yüreğimizi yakıyor. Bu yıl ise şu anda bizim 71. Temenni ederiz ki olmasın...'' dedi.

Erdoğan, bugün ABD'nin bile terörle mücadelede nasıl bir acz içinde olduğunun görüldüğüne dikkati çekerek, ''Buradaki yaklaşım tarzları aynen Bahçeli gibi, 'acaba biz şehitler üzerinden, cenazeler üzerinden acaba oy devşirebilir miyiz?' Böyle bir yaklaşım. Bunu siyasi etik açısından çok yanlış buluyorum'' diye konuştu.

Deniz Baykal'ın, ''Ben bunu yaparım. Ben bunu çözerim'' şeklindeki söylemlerini de eleştiren Erdoğan, ''Arkadaş, seni gördük. Niye böyle kuru sıkı atıyorsun. Ben, 'Nasıl yardımcı olabilirim?' demesini beklerim. Bir ana muhalefet lideri, 'Ben nasıl yardımcı olabilirim, veya Sayın Başbakan bir randevu, acaba şöyle şöyle yapsak daha isabetli olmaz mı?' Yoksa kalkıp basına çeşitli açıklamalar... Dürüst, samimi açıklamalar değil. 'Bizim bir çalışmamız, önerimiz var' denilir. Biz, bu önerilere açığız'' şeklinde konuştu.

''BİZİM TEK ÇATIMIZ VAR...''

Doğu ve Güneydoğu'da en fazla miting yapan genel başkan olduğunun belirtilmesi ve ''Ben hayatımda Diyarbakır mitinginde o kadar Türk bayrağını ilk defa bir arada gördüm'' denilmesi üzerine Erdoğan, meydandan çok hava alanından itibaren İstasyon meydanına kadar, yollar ve evlerin balkonlarının bayraklarla dolu olduğunu anlattı.

Erdoğan, şöyle devam etti: ''Eskiden orada yaptığım mitinglerde bir korku vardı. Halkım hamdolsun o korkuyu atmış. Kendini ortaya koyabiliyor. Orada o meydanda 50-60 bin kişi İstasyon meydanındaydı. Tek bayrak, tek vatan, tek millet, tek devlet diyorsun. Bizi ayırmak isteyenlere karşı o duruşu orada sergiliyorsun. Bizim Kürt orijinli vatandaşlarımıza karşı kalkıp da farklı yaklaşımda bulunanları da bu noktada yadırgıyorum. Yanlış yapıyorlar. Orijinleriyle oynamanın anlamı yok, onlara saygı duyalım. Şu kökenden gelmiş, bu kökenden gelmiş, hepsine saygı duyarız. 'Bizim tek çatımız var, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır' dedim. Anayasal vatandaşlık noktasında biz aynı noktaya halkımızı getirebiliyorsak ki, ben buna üst kimlik diyorum. Bazıları bunu beğenmiyor, ister beğensinler, ister beğenmesinler... Benim inancım, anlayışım bu. Bunu başardığımız anda, o aidiyeti güçlendirdiğimiz anda... Neyle yapacağız bunu, eğitimle yapacağız.''

Özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde sosyo ekonomik yatırımlar noktasında 1. sıraya eğitimi koyduklarını anlatan Erdoğan, bu illerin tarihte almadıkları eğitim yatırımına kendi hükümetleri döneminde sahip olduklarını belirtti.

Bunun çocuklara, ''Devletim bana sahip çıktı'' anlayışını getirdiğini söyleyen Erdoğan, bölücü terör örgütünün o bölgelerde çocuklara, ''Sana devlet sahip çıkıyor mu, okulun, hastanen, suyun var mı?'' dediğini kaydetti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Hamd olsun şu anda çok çok iyi bir noktadayız, oran itibariyle (seçimlerde) öyle tahmin ediyorum ki, yüzde 40'ın üzerinde, yüzde 40'larda bir oranı yakalayacağız'' dedi.

Erdoğan, seçimin son haftasında yapılma ihtimali bulunduğu iddia edilen provokatif eylemler ve ortaya çıkan çete yapılaşmalarıyla ilgili sorular üzerine, bu konularda polisten, jandarmaya kadar tüm güvenlik güçlerinin gerekli tedbirleri aldığını bildirdi.

Erdoğan, İstanbul'da, Ankara'da artık mafyanın konuşulmadığını, çökertildiğini belirterek, çetelerin tek tek ortaya çıkarılmaya başladığını, birçok organizasyonun içinde bu çetelerin parmağı olduğunun da ortaya çıkmaya başladığını anlattı. Çeteleri çökerttiklerini ve çökertmeye devam edeceklerini vurgulayan Erdoğan, yeni bilgi, belge olduğu takdirde bunları da hızla yargıya intikal ettireceklerini ifade etti.

Eskiden televizyonlarda, ''sanki mafya dizileri izler gibi haberler'' olduğunu söyleyen Erdoğan, ''Artık bunları unuttuk, böyle bir şey yok'' dedi. Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: ''Bu çetelerin içinde siyasetçisinden, polisinden, askerinden var. Ama daha çok emekli olan kesimlerden, bunların içinde olanlar çıkıyor. Buralarda himaye görüyorlar, bu himayeyi gördükleri için de maalesef bunlar oluyor. Yargının içinden aynı şekilde var. Bunları görüyoruz. 'Şu kurumdan yok' diyemeyiz. Maalesef bu kirlilik, her yere bulaşmış. Onun için de biz adeta bir temiz eller operasyonu gibi bu tür bir operasyon içinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Nereye kadar gidersek gidelim, bu işi başaralım. Onun için de yasama, yürütme, yargı organlarımız, siyasi partiler dayanışma içinde bunları çökertmemiz lazım.'' ''Bunlarla dönemin siyasetçilerinin ilişkileriyle ilgili de bilgiler vardır'' denilmesi üzerine de Erdoğan, ''Buna benzer bilgiler maalesef var'' diye konuştu.

''HEDEF YÜZDE 34.4'ÜN ÜZERİNDE''

 Baykal'ın, ''Seçimi kaybedersem Rodos'a yüzerim'', DP Genel Başkanı Mehmet Ağar'ın, ''Kaybedersem Edirne'den Hakkari'ye yürüyeceğim'' şeklindeki sözlerinin hatırlatılması ve ''Siz seçimi kaybederseniz ne yaparsınız?'' sorusu üzerine Erdoğan, partilerinin tüzüğüne göre, bir genel başkanın 5 dönem genel başkanlık yapabildiğini, 3 dönem arka arkaya milletvekili seçilebileceğini kaydetti.

3 Kasım seçimlerinde 34.4 oy aldıklarını anımsatan Erdoğan, ''Şu andaki hedefimiz, 34.4'ün üzerinde oy almaktır'' dedi. ''Milletvekili sayınız düşerse'' diyenlerin hedef saptırdıklarını söyleyen Erdoğan, seçimin ölçüsünün, milletvekili sayısı değil, alınan oy olduğunu belirtti.

Milletvekili sayısının sistemden kaynaklandığını, partinin büyümeye devam edip etmemesinin alınan oy oranıyla bağlantılı olduğunu kaydeden Erdoğan, oy sayısını değil, oy oranını önemsediğini belirtti. Erdoğan, ''Biz, yüzde 34.4 aldık, bu seçimde kesinlikle onun üzerinde olmamız lazım. Onun üzerinde olmaması halinde, arkadaşlarımızla oturur, değerlendirmemizi yaparım. O değerlendirmeden sonra durumu çek ederim. İstifa ederim, bırakırım, bunu söylemiyorum. Benim partimin böyle bir sorunu yok'' diye konuştu.

Partisiyle oturup, partisiyle kalktığını, tatili olmadığını anlatan Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, ''Hafta sonlarında özel arabamla dolaşıyorum'' şeklindeki sözlerini de eleştirdi.

Erdoğan, ''Beyefendi, sen hafta sonlarında özel işlerine gidiyorsun. Benim hafta sonum, özel işim yok ki. Benim her anım devlet, ülke için... Ben senede 1 hafta bile çoluk çocuğumla tatil fırsatı bulamıyorum. Zemin hazırlasak bile medya bizi rahat bırakmıyor'' şeklinde konuştu.

''YÜZDE 40...''

 Ak Parti'nin durumuyla ilgili, ayrı ayrı kurumlara, her ay birer ikişer, üç ayda bir de üçlü bir kamuoyu araştırması yaptırdıklarını ve bunların birbirleriyle çaprazlama kontrolünü sağladıklarını anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Hamd olsun şu anda çok çok iyi bir noktadayız, oran itibariyle öyle tahmin ediyorum ki, yüzde 40'ın üzerinde, yüzde 40'larda bir oranı yakalayacağız. Milletvekili sayısı olarak hesaplarını yatırdım, ama açıklamam doğru olmaz. İki partili bir parlamentoda biz çok güçlü geliyoruz. 367'yi falan tanımayız ondan sonra onu söyleyeyim. Ama 3 partili olması halinde de yine kesinlikle 300'ün üzerinde. Dolayısıyla bizim burada ne yüzmeye, ne yürümeye niyetimiz yok. Yüzecek, yürüyecek olanlara da diyorum ki, zaman kaybetmeyin, şimdiden yüzmeye, yürümeye başlayın. Çünkü daha sonra o mesafeyi kat etmekte zorlanırsınız.''

Geçen seçimlerde, Bahçeli'nin, eski DYP Genel Başkanı Tansu Çiller ve eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz'ın, ''bıraktım'' dediklerini anımsatan Erdoğan, ''Tansu hanım 'bıraktım' dedi bıraktı. Yılmaz 'bıraktım' dedi, geldi bağımsız aday oldu'' dedi.

''YILMAZ, ÇIKAR, ÇIKMAZ, BENİ İLGİLENDİRMEZ''

 Mesut Yılmaz'ın milletvekili adaylığını da eleştiren Erdoğan, şöyle devam etti: ''Bu ülkede, Anavatan Partisi'nin kuruluşuyla beraber, yılar yılı bakanlık, başbakanlık yapacaksın, bir partinin genel başkanı konumunda olacaksın. Ondan sonra aldığın noktadan devamlı geri, geri, yüzde 4'lere getireceksin, bırakacaksın. Bıraktıktan sonra tekrar dönmek isteyeceksin, seni partine kabul etmeyecekler. Sonra birleştirme operasyonları içinde adın geçecek. O da olmayınca, diyeceksin ki 'Burası ana vatanımdır, Rize'den bağımsız aday olacağım.' Çıkar veya çıkmaz, beni o ilgilendirmiyor.''

Rize'nin, kendi değil, anne babasının doğum yeri olduğunu belirten Erdoğan, Rize ile ilgili çok ciddi hassasiyeti bulunduğunu, babasının çocukluğunda her yaz tatilini geçirmek üzere memleketine götürdüğünü anlattı.

Bu geleneği korumak için kardeşler olarak köylerinde ev yaptırdıklarını ve fırsat buldukça bu evde kaldıklarını ifade eden Erdoğan, burada Mesut Yılmaz'ın adaylığına yeniden değinerek, ''Sayın Yılmaz'ın şu andaki adaylığı, özellikle bu noktadan zirve yapıp, düşüş ve bağımsız aday oluşu... Madem çıkacaksın, kur bir parti çık ortaya...'' dedi.

Bahçeli'nin de ''bıraktım'' dedikten 9 ay sonra ''İstediler, geldim'' dediğini belirten Erdoğan, ''Nasıl inanacaksınız, akşam yat başka, sabah kalk başka. Ama Tayyip Erdoğan'ı iyi takip edin, böyle bir kararı verdiği anda...'' dedi. Erdoğan gazetecilerin ''Rize'ye mi gider?'' diyerek araya girmeleri üzerine, ''İstanbul, benim ondan sonraki sürecim...Rize'de de daha fazla kalırım. Ama Burada (İstanbul) doğdum, burada büyüdüm. 4.5 yıl Belediye Başkanlığım var...Rize'yi de çok seviyorum. İstanbul'u da şüphesiz ki'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''(Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile) protokol falan yok, hepsi külliyen yalan'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Kanal 24 televizyonunda canlı olarak yayımlanan ''Ankara Masası'' adlı programda, şu an görevde olan siyasi liderlerin hiç birisinin siyasetin alt kademelerinden gelmediğini, kendisinin ise ilçe gençlik kolları ile başladığı siyasi serüveninde, basamakları hızla tırmandığını ifade etti. Görev aldığı partide İstanbul İl Başkanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığını anımsatan Erdoğan, bu süreçlerin kendisi için büyük bir sınav olduğunu söyledi.

Erdoğan, ''Bir çok badireler ardından, başbakanlık imkanını Allah lütfetti, burada da çok başarılı olduğumuza inanıyorum, ekibimiz geceli gündüzlü çalışıyor'' diye konuştu. Başarı çıtasının daha da yükselmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, ''Yüzde 34,4 ün üzerinde bir oyla geleceğiz'' dedi. ''Benim ülkemin halkı hizmete oy verecek, kimliğe bağlı kalmayacak, AK Parti 81 ilin hangisinde ayrım yapmış? Eğitim, sağlık, ulaşım, toplu konutta... Sadece Tunceli'de deprem sonrası adeta villa türü konut yaptık, karda kışta çalıştık'' diye konuşan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı eleştirerek, ''(Pertek köprüsünü ben yaptıracağım) diyor. Biz başladık, bu yıl bitecek. Dürüst davranmıyor'' dedi.

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİM SÜRECİ

 Başbakan Erdoğan, bir soru üzerine, cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin partisine yaradığını ifade etti. Halkın olanları ilgiyle izlediğini anlatan Erdoğan, ''Vatandaş bakıyor Anayasa aynı, Özal, Demirel, Sezer bu anayasa ile seçildi ve sayın Gül daha çok oy aldığı halde niçin gelemiyor diye düşünüyor'' şeklinde konuştu.

Baykal'ın ''Yanlış bir yola girdiğini'' savunan Erdoğan, ''Yargı süreci içerisinde sayın Baykal, Anayasa Mahkemesi'ni tehdit ediyor; 'İtirazımız istikametinde bir karar çıkmazsa Türkiye'de çatışma çıkar' diyor. Bu nasıl olur. Bunun aslında cezai müeyyidesi var. Konuşamazsınız, böyle bir şey söyleyemezsiniz'' dedi. Erdoğan, ''Bunu siz söyleseydiniz ne olurdu?'' sorusuna ise ''Biz, söyleseydik başka şeyler olurdu'' karşılığını verdi.

''DİK DURACAĞIZ, AMA DİKLEŞMEYECEĞİZ''

 Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanlığı sitesinde 27 Nisan'da yer alan açıklamanın hatırlatılması üzerine, ''Bizim siyasetteki stratejimiz; dik duracağız, ama dikleşmeyeceğiz. Çünkü ülkemize zarar verir'' dedi. Erdoğan, ''Anayasa'da taşların yerleri belli. O halde biz Anayasa'da belirlendiği gibi taşları yerine oturtalım, kimse kendine farklı rol biçmesin. Durumdan vazife çıkarma alışkanlıkları geçmişten bugüne devam ederse bundan Türkiye ve Türk milleti zarar görür'' şeklinde konuştu. Borsanın 52 bin endeksini geçtiğini anımsatan Erdoğan, ''Biz geldiğimizde 10-12 bin seviyesindeydi. Türkiye sıkıntılı anları yaşamasaydı, 60 bini geçerdi'' dedi.

''Türkiye'nin Avrupa'daki karizması çizildi mi?'' sorusuna ise Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin karizmasını Avrupa'dan değil, Türkiye'den alacağını belirtti ve ''Ancak imajımız biraz zedelenmiş olabilir'' dedi.

Erdoğan, ''Askerle kavgalı mısınız?'' sorusunu ''Neden kavgalı olayım ki?'' diye yanıtladı. Deniz Baykal ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, kendileri ile devletin kurumları arasında kavga olduğunu iddia ettiklerini ifade eden Erdoğan, devletin kurumlarını temsil edenlerle anlaşma içerisinde olduklarını kaydetti.

Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde ise demokrasinin zedelendiğine işaret eden Erdoğan, ''Orada Baykal, demokrasiye bizzat kendisi kurşun sıkmıştır'' görüşünü savundu. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Sayın Baykal, 'Erdoğan aday olmayacağını açıklasın ben onunla beraber dolaşarak (karşı değilim) diyeceğim' demedi mi? Ben aday olmadığımı açıkladığım anda ve bütün çalışmalarımızdan sonra bizim adayımızın sayın Abdullah Gül olduğu açıklandıktan sonra ve Sayın Gül hepsini ziyarete etti... Niçin o zaman kalkıp da Sayın Gül'e akla hayale gelmez hakaretler sallamaya başladılar? Neden? Anayasa'da sayılan niteliklere uygun değil miydi? Türkiye'de devlette, devlet bakanlığından tutunuz Avrupa Konseyi'nde, Avrupa Parlamentosu'nda bu kadar görev yapmış, Başbakanlık yapmış, Başbakanlık Yardımcılığı görevinde şu anda. Dünyadaki liderlerin bir çoğunu tanıyor, başbakanlar, dışişleri bakanları bir çoğunu tanıyor ve şu ana kadar gelenler içerisinde belki de en çok avantajlı olanlardan birisi de belki de Sayın Gül olacaktı. Çünkü böyle bir zorluğu olmayacaktı, gittiği ülkelerde. Niçin bunun önü kesildi, neden? Bunu net açıklayamıyorlar.''

ERDOĞAN-ORGENERAL BÜYÜKANIT GÖRÜŞMESİ

Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile yaptığı görüşmenin kamuoyunda ''Dolmabahçe Protokolü'' olarak adlandırıldığının anımsatılması üzerine böyle bir protokolün olmadığını söyledi. ''Sayın Genelkurmay Başkanımızla oturup, konuşup, dertleştik ve ülke meselelerini değerlendirdik'' diyen Erdoğan, Orgeneral Büyükanıt ile sadece fiziksel olarak değil, telefonla da görüştüğünü kaydetti.

Erdoğan, ''Baykal çıkmış, kendisine göre değerlendiriyor. Bizim görüşmemizde devletin adabı içerisinde açıklanmayacak bir şeyi nasıl açıklarım. Protokol falan yok, hepsi külliyen yalan'' dedi. ''Baykal acaba nasıl kurumları birbirine düşürebilirim derdinde, aynı şeyi Bahçeli de yapıyor'' diye konuşan Erdoğan, ''CHP ve MHP bir söylem birliği içinde bu işi götürüyorlar'' görüşünü dile getirdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda, Sayın Gül'ün ismi hala masada mı?'' sorusuna, ''Tabii kesinlikle. Ama irade onun'' yanıtını verdi. Erdoğan, Kanal 24 televizyonunda canlı yayınlanan ''Ankara Masası'' adlı programda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Yabancılara taşınmaz satışlarına değinen Erdoğan, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün resmi rakamlarına dayanarak, iktidarları döneminde ve kendilerinden önce gerçekleşen satışlarla ilgili bilgi verdi. Erdoğan,yabancıya mülk satışının kendi dönemlerinde başlamadığını söyledi. Kendilerinden önceki hükümet döneminde, 1999'da satılan bin 665 taşınmazın 2 bin 244 dönümlük, 2000'de satılan bin 638 taşınmazın 2 bin 743 dönümlük, 2001'de satılan bin 910 taşınmazın bin 31 dönümlük, 2002'de satılan 2 bin 831 taşınmazın bin 730 dönümlük alanı kapsadığını anlatan Erdoğan, bu satışların mütekabiliyet esasına göre yapıldığını hatırlattı.

''Alman, İngiliz, Hollandalı burada yer alabilir. Neden? Çünkü aynı şekilde biz de onların ülkesinde yer alabiliyoruz. Ama eğer onların ülkesinde yer alamamış olsaydık, biz de onlara yer vermezdik'' diyen Erdoğan, kendi dönemlerinde taşınmaz satışlarında görülen artışın nedeninin, istikrar olduğunu vurguladı. Erdoğan, 2003'te satılan 3 bin 887 taşınmazın 2 bin 38 dönümlük, 2004'te satılan 8 bin 808 taşınmazın ise 4 bin 655 dönümlük alana karşılık geldiğini belirterek, bu dönemde yapılan satışların daha çok daire ve villa türü satışlar olduğuna işaret etti. ''Bunu 'Türkiye satılıyor', 'GAP satılıyor' haline getirdiler. GAP'ta bizim şu ana kadar satılmış bir metre kare yerimiz yoktur. Hepsi yalan'' diyen Başbakan Erdoğan, bölgede İsraillilerin toprak ve taşınmaz satın aldığına dair haberlerin hatırlatılması üzerine de ''Yalan. Böyle bir şey yok'' dedi.

PETKİM'İN ÖZELLEŞTİRİLMESİ

PETKİM'in özelleştirilmesi sürecine de değinen Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ''Bunu nasıl AK Parti üzerinde bir gölge haline getiririz?'' diye düşündüklerini ifade etti. Erdoğan, ''Bunu peşkeş olarak değerlendiriyorlar. Çok ayıp. Kaldı ki, eğer bugün PETKİM satılmazsa yarın ne olacağı belli mi? Yarın belki Türkiye'de ikinci bir petrokimya tesisi kurulacak. Belki üçüncüsü, dördüncüsü kurulacak. Türkiye devamlı değişiyor'' diye konuştu.

SEKA'nın satış sürecini de hatırlatan Başbakan Erdoğan, kağıt sanayinde özel sektör olmadığı dönemde, SEKA'nın büyük öneme sahip olduğunu, ancak medya kendi sektörünü oluşturmaya başladıktan sonra SEKA'nın zarar ettiğini söyledi. İktidara geldikleri dönemde SEKA'nın 658 milyon dolar yıllık zararı olduğunu dile getiren Erdoğan, karar verdiklerini ve SEKA'yı kapattıkları söyledi.

SEKA arazisinin Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'ne devredildiğini ve yeşil alan haline getirildiğini söyleyen Erdoğan, ''Bu mu Türkiye'ye hizmet, bu mu Türkiye'de milliyetçilik, yoksa affedersiniz, bu tür geniş ufuklu bakışı engellemek mi?'' diye sordu. Sabiha Gökçen Havalimanıyla ilgili ihaleye de değinen Başbakan Erdoğan, göreve geldiklerinde havalimanının kapalı ve zarar eder konumda olduğunu belirterek, ''Geldik, ele aldık, başladık çalıştırmaya. Yavaş yavaş para kazanmaya başladı ve maliyeti 750 milyon dolardır. Bugün yaklaşık dolar bazında 4 milyar dolara gitti, 250 milyon dolarlık da yatırım yapacak alan firma oraya'' dedi.

İRAN DOĞAL GAZ ANLAŞMASI

 İran ile yapılan doğal gaz anlaşmasıyla ilgili değerlendirmesi de sorulan Başbakan Erdoğan, bunun yeni bir çalışma olmadığını, uzun bir çalışmadan sonra özellikle Avrupa hattına yönelik böyle bir adım atıldığını belirtti. Bu adımla beraber Türkmenistan, İran ve Türkiye'nin bir üçlü oluşturduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, anlaşmayla Türkiye'nin hem Türkmenistan'daki hem İran'daki gazı alıp sevk edebileceğini söyledi.

Erdoğan, ''Rusya, ABD nasıl ki, kendi kararını kendisi veriyorsa, Türkiye de kendi kararını kendisi verecektir. Bu noktada, 'Şu ne der, bu ne der' bizi ilgilendirmiyor. Bizim buna ihtiyacımız var. Ülkemizin ekonomisiyle ilgili güçlü bir ekonomide adımlarımızı kendimiz atacağız. Kararımızı kendimiz vereceğiz, biz kendi göbeğimizi kendimiz keseriz, birilerine kestirmeyiz'' diye konuştu. Bütün partilere gönül veren, tüm vatandaşları 22 Temmuz'da sandık başına çağıran Erdoğan, ''22 Temmuz bir istikrar kararını vermek yahut bir bilinmeze gitmek olabilir. Daha güçlü bir kararı vermek üzere tüm vatandaşlarımın sandığa gitmesini özellikle istirham ediyorum'' dedi.

Erdoğan, ''muhalefetin kendisine karne verdiğini, kendisinin de muhalefete verecek bir karnesinin olup olmadığı'' yönündeki soru üzerine, muhalefetin karnesinde başarılı bir kalemin olmadığını savundu.

Erdoğan, şunları kaydetti: ''Muhalefet partilerinin şu ana kadar çıkarılabilecek bir karnesi yok, çünkü yaptıkları bir icraat yok. Sadece olsa olsa Sayın Bahçeli'nin bir karnesi olabilir, hep zayıflarla dolu baştan aşağıya, orada yolsuzluk var, orada yoksunluklar var, orada Türkiye'nin çöküşü var. Sayın Baykal'ın çok eski tarihlere dayalı karneleri var. Bunların bir tanesi Dışişleri Bakanlığı dönemi; Felaket dönemi. O döneme ait mesela iç borç ne durumda onları size verebilirim. Onun karnesinin ne halde olduğunu görün. Yine aynı dönemde enflasyonun ne noktada olduğunu görün ve karnesinin ne olduğunu vatandaşlarım anlasın, o bakımdan çok önemli. Bunun dışında Enerji Bakanı olduğu dönem var. O dönem ki karnesi, 70'li yıllar, o zaten bambaşka bir felaket ve 'şunu biz başardık' diyebilecekleri karnelerinde bir başarılı kalemleri yok.'' Bugün bazı gazetelerde, ''Tayyip'in Karnesi'' başlığı ile ilan yer aldığının anımsatılması üzerine de Erdoğan, ''İlanın tamamıyla yalan ve hayali rakamlarla dolu olduğunu'' ifade etti.

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Son 6 ayda 71 şehit diyor. Beyefendinin başbakan yardımcısı olduğu dönemde yani 1995'de şehit sayısı 1158. Bir insan kalkar da şehidimizin sayısını örnek vermek suretiyle bunu bir kıyas haline getirebilir mi? Çok çirkin bir şey. Bir defa bunu bir siyasi ilanın içerisine koymak, bunun üzerinden bir rant bir oy devşirme gayreti içerisine girmek, siyasi ahlak noktasından, bir defa çok çirkin. Bunu özellikle milletime duyurmak istiyorum ve bundan dolayı da kendisini ciddi manada kınıyorum. Yazıklar olsun''

''BAHÇELİ, CHP BORÇLANDI, BİZ ÖDÜYORUZ''

 İlanda yer alan ekonomik bilgilerin de gerçekleri yansıtmadığına işaret eden Erdoğan, yazılanların aksine Türkiye'nin 407 milyar dolar dış borcu olmadığını bildirdi. Kamu net borç stokunun 2006 sonu itibarıyla 183 milyar dolar olduğunu belirten Erdoğan, göreve geldiklerinde borcun milli gelire oranının yüzde 78.4, bugün ise yüzde 45 olduğunu anlattı.

Bugün ABD'nin net dış borç stokunun 9 trilyon dolar, Japonya'nın 6 trilyon dolar olduğunu anlatan Erdoğan, göreve geldiklerinde 180 milyar dolar olan milli gelirin bugün 400 milyar dolara ulaştığını bildirdi. Göreve geldiklerinde IMF'ye olan borcun 23.5 milyar dolar olduğunu anımsatan Erdoğan, bugün bu borcun 8.5 milyar dolara gerilediğini hatırlattı.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bahçeli borçlandı biz ödüyoruz, CHP borçlandı biz ödüyoruz. IMF'ye giriş 1959, 18 stand-by anlaşması yapılmış, 19'uncusunu yaptık. 17 ve 18'i Bahçeli'nin içinde olduğu hükümet yaptı ve en çok borçlanan hükümet Bahçeli'nin olduğu hükümettir. 33 milyar dolar borç almışlardır. O mektubu size okusam şaşırırsınız. IMF'den borç talebinde bulunuyorlar, diyorlar ki 'Bize şu kadar borç verirseniz size çok minnettar kalırız' diyor. Altında rahmetli Ecevit ve Bahçeli ile Yılmaz'ın imzası var. Sonra alınan paralarla o aldıkları borcu da onunla ödeme yoluna gitmek suretiyle bize 23.5 milyar dolar bıraktılar.'' Deniz Baykal'ın, gazetelere ilan olarak verdiği rakamların resmi rakamlar olmadığını yineleyen Erdoğan, ''Dürüst olmak lazım. Bu insanla mı çıkıp televizyona konuşacaksın?'' dedi.

İlandaki reel faiz oranının da gerçeği yansıtmadığını söyleyen Erdoğan, ''Söz konusu yüzde 19.5 rakamını nereden bakarsan yalan'' diye konuştu. ''Türkiye'de satılan mazotun, Avrupa'nın en pahalısı olduğu'' yönünde iddialar bulunduğunu anımsatan Erdoğan, ''Baykal, (Biz mazotta ÖTV'yi kaldıracağız) diyor. Sayın Baykal, Enerji Bakanlığı yaptığın dönemde bırak fiyatını düşürmeyi, bulup da satamadın'' diye konuştu. Türkiye'nin petrol kuyuları olmadığını, dolayısıyla icraatların vergi gelirleriyle yapılabileceğini söyleyen Erdoğan, gemilere, balıkçı motorlarına ve İstanbul'daki deniz otobüslerine mazotu ÖTV'siz verdiklerini belirtti. CHP'nin ilanlarında, elektrik konusunda da ''yalan'' söylendiğini savunan Erdoğan, Türkiye'de konuta satılan elektriğin, AB ülkelerinden daha düşük olduğunu kaydetti. Erdoğan, ''Çıkarsınlar, açıklasınlar. Mazotta 2003'ten 2007'ye kadar yaptığımız sübvansiyon 1 katrilyon 534 trilyondur'' dedi.

17/7/2007

Çağlayan'da muhteşem miting

.

Çağlayan’da muhteşem miting

- Lüzumsuz ampul söndürülecek, işbirlikçisi CHP’nin defteri dürülecek, 23 Temmuz sabahı Saadet güneşi parlayacak
Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Türkiye turuna devam ediyor. Saadet Partisi’nin Çağlayan Meydanı’nda düzenlediği ve 100 binlerce İstanbullunun meydanı tıklım tıklım doldurduğu Millî Kurtuluş Harekâtı Mitingi’nde önemli açıklamalarda bulundu.
- Siyonist düzenin kurmuş olduğu düzen ile dünyayı sömürmekte olduğuna dikkat çeken Erbakan, AKP’nin de IMF politikalarını uygulayarak bu Siyonist düzene hizmet ettiğini hatırlattı. Erbakan, bu düzenin ancak yeni bir dünya kurulması ile tersine çevrilebileceğine işaret etti.
- Erbakan, “Seçime 16 parti değil iki parti giriyor. Millî Görüş ve diğerleri. Diğer partilerin hepsi aynı. Saadet dışında hepsi işbirlikçi, IMF’ci. Seçim meydanlarında bazı uçuk vaatler veriliyor. Sen bunları yapamazsın. IMF yaptırmaz. Bunlar ancak Millî Görüş’le olur” dedi.
- “Millete sesleniyoruz: Harakiri yapma!” diyen Erbakan, “AKP’yi iktidardan devirin. Çünkü bu borç ve faiz sistemi artık daha fazla devam edemez. Cari açık dayanılmaz boyutlara varmıştır. AKP, artık satacağı hiçbir şeyi kalmadığı için iflas etmiştir” şeklinde konuştu.
Kutan: Fakirden alıp rantiyeye verdiler
- Saadet Lideri Kutan, “AKP iktidarında tam 200 milyar dolar fazladan borç yapıldı. Nereye gitti bu para? Çiftçiye mi, işçiye mi, emekliye mi, memura mı? Hayır. Peki yatırım mı yaptılar? Hayır. O zaman nereye gitti? Nereye gidecek, faizciye gitti. Bunlar zengini daha zengin, fakiri daha fakir yaptı” diye konuştu.
S.ÇALIŞKAN - M.CANBEY - A. CURA - Ş. KALAFAT -  M. BAYDEMİR - A. AÇIKAY - E. ÇALKILIÇ - C. ARPACIK - A. ÖZGÜÇ - İSTANBUL
Saadet Partisi’nin tüm Türkiye’de sürdürdüğü Millî Kurtuluş Harekâtı Mitingleri’nin İstanbul ayağı Çağlayan Meydanı’nda gerçekleştirildi.
Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Türkiye turuna devam ediyor. 22 Temmuz seçimlerinin Çanakkale Savaşı’ndan daha önemli olduğunu vurgulayan Erbakan, ABD ve zalimlerle işbirliği yapanları 'gafiller' diye niteleyerek, Kazlıçeşme'ye 'Narkoz Meydanı' benzetmesi yaptı.
Siyonist düzenin kurmuş olduğu düzen ile dünyayı sömürmekte olduğuna dikkat çeken Erbakan, AKP’nin de IMF politikalarını uygulayarak bu Siyonist düzene hizmet ettiğini hatırlattı. Bu düzenin ancak yeni bir dünya kurulması ile tersine çevrilebileceğine işaret eden Erbakan, bunun da Millî Görüş ile mümkün olduğunu söyledi.
Yüzbinler Çağlayan’a aktı
Çok yoğun bir katılımın yaşandığı miting öncesinde İstanbul milletvekili adayları halkı selamladı. IGMG Avrupa Millî Görüş Teşkilatı’ndan da mitinge temsilciler katılırken, Yemen’den gelen bir heyet de mitingi izledi. Büyük bir sevinç seli içinde meydana gelen Millî Görüş Lideri ve 54. Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Erbakan ile Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan’dan önce söz alan ve mitingin açılış konuşmasını yapan İl Başkanı Sadrettin Karaduman, mitinge katılım gösterenlere teşekkür etti. İnançlı bir kalabalığın bu meydanı doldurduğunu işaret eden Karaduman, inançlı ilerleyiş sonucunda Millî Görüş’ün iktidar olduğunu hatırlatarak, “Bu zamanlarda ezilenler bayram etti. Irkçı emperyalistler boş durmadı ve karanlık senaryolarını ortaya koydu. Milletçe büyük acılar çektik ama baktık ki sensiz olmuyor. Bugün bu inancı yine ortaya koyuyorsunuz. Bu meydan iktidarı müjdeliyor” dedi.
Türkiye turuna devam eden Millî Görüş Lideri ve 54’üncü Hükümetin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, 22 Temmuz seçimlerinin iyi ya da kötü yönetilmek için değil, var olma ya da yok olma seçimi olduğunu belirterek, bu seçimlerin Çanakkale Savaşı’ndan daha önemli olduğunu, çünkü seçimler sonrasında işbirlikçilerin tekrar iktidar olması halinde Türkiye’nin bağımsızlığını tamamen kaybetme riski bulunduğunu dile getirdi. Dünyanın Hakk ve batılın mücadelesi üzerine kurulduğunu söyleyen Erbakan, “Allah insana doğru ile yanlışı yani Hakk ile batılı ayırma imkânı vermiştir. İnsan bu irade-i cüziye ile meleklerden de üstün varlıklar konumundadır. Bu konumu da iyi ve doğruya hizmet ederek kazanabilir” diye konuştu. Batılın da tek millet olduğunu hatırlatan Erbakan, “Doğru teşhis olmadan tedavi olmaz. İslam medeniyeti 11 asır boyunca dünyanın saadeti için çalışmıştır. Ancak dünyamız maalesef şimdilerde bir ifsat düzeni içine sürüklenmiştir. Bizler bu şanlı ecdadın evlatları olarak ırkçı emperyalizme karşı saadet dünyasını yeniden kurmalıyız. Bunun için de tüm Türkiye’yi dolaşarak milletimize bu gerçekleri anlatıyoruz” dedi.
Siyonizmin planı
Siyonizmin dünyaya hâkim olmak için uğraş verdiğini dile getiren Erbakan, “Bu Siyonist düşünce kendisini esas kul olarak görürken, diğer insanları ise kendisine köle olarak yaratılan kişiler şeklinde idrak eder. Binlerce yıl önce yazılan Kabala adlı bir sihir kitabından beslenen bu düşünce, daha sonra Tevrat’ın içine eklenmek sureti ile Tevrat bozulmuştur. Bu inanca göre, Fırat ile Nil nehirleri vaat edilmiş topraklardır. Bu topraklar üzerinde kurulması planlanılan Büyük İsrail Devleti’nin güvenliğinin sağlanması için de Fas’tan Endonezya’ya kadar bütün ülkelerin bağımsız olmasının engellenmesi planlanmaktadır” şeklinde konuştu. Siyonistlerin Büyük Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa etmeyi planladıklarını da hatırlatan Erbakan, “Bu mabedin yapımından sonra ise Ben-i İsrail’in tahtına Mesih’in gelerek oturacağına inanmakta olan bu inanç, 5767 yıldır bu olayların gerçekleşmesini bekleyerek planlar yapmaktadır. Bu plan Siyonistlerin inancı olduğu için pazarlığı olmaz” ifadelerini kullandı.
İşte inanç farkı
“Bizim ecdadımızın zihniyeti her zaman doğrudur” diyen Erbakan, “Batıl demek; ‘Her zaman yanlış olanı seç’ demektir Kumanda edeni de Siyonizm’dir. Biz Müslümanız, bizim inancımızın temeli 6 tane esasa dayanır. “Amentü Billahi’de okuduğumuz gibi. Biz Allaha inanıyoruz, meleklerine inanıyoruz, kitaplarına inanıyoruz, peygamberlerine inanıyoruz, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanıyoruz, öldükten sonra dirileceğimize, hesap gününe inanıyoruz. Yedi şey saydım, ama 6 şeye inanıyoruz dedim. Neden? Çünkü öldükten sonra dirilmek, hesap günü ve ahirete iman demektir. “Ahirete iman, imanın en önemli kısmı olduğu için oraya çift dikiş atıyoruz. Saydığımız 6 şey, Amentümüz, yani inancımızdır. Peki, “Siyonizm nedir? Nasıl bir inanç ve nasıl bir zihniyettir?” Onlar, her ne kadar, “Biz Musa’ya (a.s.) tabiyiz, Tevrat’a tabiyiz” diyorlarsa da, Musa Aleyhisselam ile de Tevrat’ ile de alakaları yoktur. Musa Aleyhisselam İslam Peygamberidir, O’na gönderilen Tevrat, Hak kitaptır. Aynen bizim amentümüzü söylüyordu o Tevrat. Ama onlar (Siyonistler) bu Tevrat’ın içini boşalttılar, 5767 sene evvel, Mısır’da Firavunlar zamanında yaşayan “Kabala” adlı bir adamın sihir kitabı içinde ne varsa, ondan alıp Tevrat diye yazdılar, hurafeleri doldurdular. O kadar ki, bugünkü Tevrat’ın içersinde şu cümle var: “Beni İsrail, sen öyle yüce bir ırksın ki, Cenab-ı Allah’ı bile yendin” diyor. Haşa! “Cenab-ı Allah’ı bile yendin” diye bir saçma ifade olur mu?” E, var! Neden? Çünkü Hak kitap ortadan kalkmış, Kabala’yı getirip, Hak kitap diye ortaya koymuşlar. İster Kabala’yı incele, ister Tevrat’ı incele. Siyonizmin inancından bahsediyorum. Zihninden bahsediyorum. Böyle inanıyor. Adamın inancı bu. Tekrar ifade ediyorum: İnançlarının birinci ayağı: “Biz üstün ırkız” İkincisi: Bu gerçekleşecek. Üçüncüsü: Gerçekleşmesi için 3 şey yapacağız: Dağılmış olan Ben-i İsrail Yahudilerini Kudüs’te toplayacağız. Büyük İsrail’i yeniden kuracağız, güvenliğini sağlayacağız. Görmüyor musun, neler yapıyor Irkçı emperyalizmin tahribatı” diye konuştu.
Anadolu insanı inancı...
Siyonizmin kurmuş olduğu ekonomik sistem ile kendi milletinden olmayan kişileri de kendisi adına çalıştırmakta olduğunu söyleyen Erbakan, bu düşüncenin faiz sistemi ile dünya piyasalarını ele geçirdiğini ifade etti. Erbakan, Siyonistlerin bu düzeni gerçekleştirmek içinde Hıristiyanları kandırarak kullandıklarını söyledi. ABD’de ve Avrupa’da da farklı akımlar oluşturan Siyonizmin Evangelizm ve Protestanlığı ortaya çıkardığını anlatan Erbakan, Protestanlığın da faiz sistemini Hıristiyan dünyasına kabul ettirmek isteyenler tarafından ortaya atılan bir oluşum olduğuna dikkat çekti. 19 Haçlı Seferi’nin de bu amaçlar ile düzenlendiğini dile getiren Erbakan, Çanakkale Savaşı’nın da bu düşüncenin bir parçası olduğuna vurgu yaparak, “Kurtuluş Savaşı’ndan sonra da Sevr’i yine bizlere kabul ettirmek istediler ancak, Haym Naum doktrini ile Lozan Anlaşması kabul edildi. Bu doktrin ile de bunca yıl bekleyen Siyonist odaklar, bir 50 yıl daha beklemeyi göze alarak, Anadolu insanını aç, işsiz ve borç batağına batmış bir biçimde bırakarak inancından uzaklaştırmak istemektedir” dedi.
İşbirlikçilik maşası
Mevcut düzenin birçok alanda çürümeler gösterdiğine dikkat çeken Erbakan, düzen partilerinin ise halen göstermelik vaatler ile bu çürümüş sistemi güzel göstermeye çalıştığını söyledi. Mevcut sistem ile AKP’ye iktidar zemini hazırlayarak ırkçı-emperyalist zihniyetin dilediklerini yaptırdıklarını kaydeden Erbakan, “Şimdi, bu seçim sürecinde de yine AKP eliyle içerde ve küresel boyutta birçok planlarını yürürlüğe koyuyorlar. Bakınız, İsrail Lübnan’a saldırdı, sonrasında Türk askerini Lübnan’a gönderdiler. Oysa asıl sorun İsrail’den kaynaklanıyor. Niçin İsrail’e değil de Lübnan’a asker yerleştiriyor? Dikkat edin, 22 Temmuz’da şayet AKP kazanırsa Lübnan’daki asker Hizbullah’la çatışacak ve bu yolla Hizbullah’ın silahsızlandırılması gündeme gelecek. Bu yolla Türkiye de İsrail’e oyuncak edilecek. 22 Temmuz bu nedenle önemlidir. 22 Temmuz’da AKP’ye oy verildi mi Hizbullah’a saldırılacak ve İsrail sınırlarımıza dayanacak. Bu nedenle 22 Temmuz bir yönetim seçimi değil, bir var olma yok olma seçimidir. Şimdi bizler yeniden bir Çanakkale Savaşı veriyoruz. Geçmişte savaşlar ile şehitler vererek kovduğumuz düşmanlar şimdi taktik değiştirerek işbirlikçileri maşa olarak kullanarak ülkemizi işgal etmek istiyorlar” şeklinde konuştu.
Milleti narkozdan uyandırıyoruz
Erbakan, “Ellerindeki medya gücüyle bu milleti narkozluyorlar. Bunun acısı yarın çıkacak. Bizler Millî Görüşçüler olarak bu milleti, ‘bu televizyonlar, gazeteler, radyolar sana yalan söylüyorlar, kalk kendine gel’ diye uyarmaya mecburuz. Niçin aç ve aciz bırakılıyoruz? Bakınız, AKP atın binicisi değil, at yarışının spikeridir sadece. Korkuyorum, bizler tüm bu gerçekleri anlattıktan sonra bile AKP yöneticileri hâlâ uyanmayacak diye korkuyorum. Bu AKP’liler IMF’nin söylediklerini tekrarlamaktan başka bir şey yapmıyorlar.
AKP, ırkçı-emperyalizm tarafından işbaşına getirilmiştir. 5 yıldır Türkiye’nin yıkılması için kullanılıyorlar. Ancak onların bundan haberi yok. Bakınız, AKP’nin uyguladığı politikalar dolayısıyla 3 şey yaşadık. Birincisi ekonomi yıkımıdır. İkincisi manevi tahribat, üçüncüsü ise dış politika faciasıdır. Niçin bunlara oy verilmez? Çünkü onlar sadece iddiacıdır. Onlara hiçbir şey yaptırmazlar. Çünkü zincirle başkalarına bağlıdırlar. Biz Millî Görüş olarak bu oyunları birçok kez bozduk, gene bozacağız inşallah. Bakınız, biz siyaset değil, matematik yapıyoruz. Onların yönetiminde ise IMF tüm idareyi eline alıyor. Önce milleti saf dışı bırakıyorlar. AKP eliyle hazırladıkları bu sistemde AKP sadece muslukçu başıdır. Açtığı musluğun nereden gelip nereye aktığının bile farkında değildir. Millî irade devlet yönetiminden çıkarılarak millet Siyonistlerin eline teslim edilmek istenmektedir” dedi.
Seçime iki parti giriyor
IMF’nin kurmuş olduğu sistem ile üst kurullar oluşturulduğunu ifade eden Erbakan, böylelikle devlet içinde devlet kurulduğunu ve bu kurullarında hükümetten bağımsız ancak IMF bağlı olduğunu söyledi. Erbakan sözlerine şöyle devam etti: “Şimdi sizi kandırmaya çalışıyorlar. Ben sana 30 sene gerçekleri anlattıktan sonra 5 sene de AKP’nin ne olduğun anlatmadım mı? AKP’nin Siyonistlerle işbirlikçi yaptığını, söylemedim mi? Siyonizmin savurmasıyla oyları aldılar. İlk işleri Millî Görüş gömleğini çıkartmak oldu. Peki, bu gömleği çıkarıp ne yaptılar? ABD’deki Yahudi lobilerinde, Tayyo 2 gömleğini giydiler. AKP, IMF’nin muslukçu başı olarak, ırkçı emperyalizmin emri ile bu para musluğunu açıp kapamaktadır. 200 milyar dolar gibi çok büyük bir parayı, bu milletin parasını rantiyeye aktaran AKP, sembolik kömür yardımları ve benzeri uygulamalar ile soygun düzenini gizlemek istemektedir.
İnsanlar bankalara, bankalarda dış güçlere esir edilerek bu soygun düzeni daha da güçlendirilmek isteniyor. IMF’nin ırkçı emperyalizme hizmet etmek amacıyla gittiği ülkelere bazı dayatmalarda bulunduğuna dikkat çeken Erbakan, “Peki bu kadar anlatıyoruz ama neden Millî Görüş’e oy vereceksiniz? Vatan kurtulsun diye. Gelecek hafta oyu verirken kalp gözünüzü kullanın. Seçime 16 parti değil iki parti giriyor. Millî Görüş ve diğerleri. Diğer partilerin hepsi aynı. Saadet dışında hepsi işbirlikçi, ABD, AB, İsrail ve IMF’ci. Ne farkları var? Seçim meydanlarında bazı uçuk vaatler veriliyor. Sen bunları yapamazsın. IMF yaptırmaz. Bunlar ancak Millî Görüş’le olur. Sen bunu yapsan bile ne ifade eder. Sistem çürümüş, sen nelerle uğraşıyorsun. Faize ödenen paralar yeniden milletin cebine akıtılmadan bu düzen değişmez” ifadelerini kullandı.
Memura 1500 alacaksın desek şaşırır
Tarımda ve sanayide istihdamın yasaklanması, insanların işsiz ve aç bırakılması, yatırımların kısıtlanması, KDV’nin yüksek tutularak, enerji ve ham madde fiyatlarının artırılması, üretimin kotalarla kısıtlanarak üretim zararının normal karşılanır hale getirilmesi gibi uygulamaların Haym Naum Doktrini içinde yer aldığını söyleyen Erbakan, faiz ile üretimin kısıtlanmasının da IMF’nin amaçları arasında yer aldığına dikkat çekerek, “AKP, milli geliri artırdığını söylüyor. Ancak GSMH hesaplamasının içine faiz ödemelerini de ekleyerek bu hesabı yapıyor ve milleti kandırıyor. 400 milyar doların 256 milyar dolarının faize ödenmiştir. Bizler rantiyeden, faizden kestiğimizi milletimize verdik. Yine vereceğiz. Ancak bu AKP, milleti sömürmektedir” dedi. Refah Partisi döneminde bütçeye ek olarak lazım olan 100 milyar doları borç almadan ve ek vergi koymadan sağladıklarına vurgu yapan Erbakan, “Kitler zarar ediyordu, 2 milyar dolar kara geçirdik 7 milyar dolar kar ettirdik. Kaynak paketlerinden 4 milyar getirdik. Diğer fonlardan 13 milyar dolar getirdik. Memura yüzde 50 zam ile işe başladık. 6 ayda 30 milyar doları temin edince 100 alan memur 256 almaya başladı. Şimdi ise 500 lira alan memura bir hafta sonra 1500 alacaksın desek şaşırır” diye konuştu.
Milletin parası, cebinde kalacak
“Türkiye ekonomisi büyüyor deniliyor. Ekonomi büyüyorsa memur neden sadece yüzde 3 zam alıyor” diye Çağlayan Meydanı’nı dolduran kalabalığa soran Erbakan, “6 milyon işsiz var diyorsun. 15 milyon işsiz var. Türkiye’de 15 milyon aç var. 50 milyon fakir var. Buna mukabil 4 tane dolar milyarderini 26’ya çıkardın. 22 Temmuz’a gelindiğinde, Saadet iktidarıyla milletin cebiniz yeniden dolacak. Bizler rantiyeciden alıp halka vereceğiz. Onlar ise halktan alıp rantiyeciye veriyorlar. Merkez Bankası hazineden borç almayacak diyorlar. Bu ne demektir? Bu, rantiyeciden para alıp ona faiziyle geri vermek anlamına gelir. Bunlar her yıl 200 milyar doları rantiyeciye veriyorlar. Ey millet, nasıl olur da bu milletin yok oluşuna zemin hazırlayan bu soygun düzenine ortak olursunuz? Niçin bu rantiyecilerin peşine takılıyorsunuz? Bunlar bir soygun düzeni kurmuşlar sizler ise bunların peşinden gidiyorsunuz. Kullanılmadığı halde, Cumartesi ve Pazar günü için hazine rantiyeciden para alıyor ve Pazartesiye faiziyle geri ödüyor” diye konuştu.
Türkiye yolunacak tavuk değildir
“Şimdi ya ırkçı emperyalistlerin yanındasınız ya da Millî Görüş’ün” diyen Erbakan, “Bakınız, milli gelirin yarısını halktan alınan vergilerden oluşturdu AKP. Milli gelirin yüzde 43’ü vergilerden oluşur mu hiç? Alınan vergiler rantiyeciye devrediliyor. Millete sesleniyoruz: Harakiri yapma! Bakın, bunlar 70 milyon insandan aldıklarını 7 bin kişiye paylaştırıyorlar. Bu hükümet, bu süre içinde 550 milyar doları rantiyeci ile dışarıya akıtmıştır. AKP’nin bugün sokaklara astığı bayraklar, iflas etmiş bir tüccarın kokteyline benziyor. AKP’ye bir iyilik yapmak istiyorsanız onu iktidardan devirin. Çünkü kendi enkazının altından kalkamayacak. Bu borç ve faiz sistemi artık daha fazla devam edemez. Cari açık artık dayanılmaz boyutlara varmıştır. AKP, artık satacağı hiçbir şeyi kalmadığı için iflas etmiştir. Yabancı sermaye bize güvendiği için ülkemize geliyor diyorlar. Hayır! Onlar seni toy gördükleri, yolunacak tavuk olarak gördükleri için geliyorlar. İşsizlik oranı yüzde 9 diyorlar. Hayır! İşsizlik oranı yüzde 21,8’dir. AKP iktidarında tarım geliri yara indi. 2 milyon köylü şehirlerin varoşlarına göç etti, mahvoldu” değerlendirmesinde bulundu.
Çektiğiniz yetmiyor mu?
Çağlayan Meydanı’ndaki coşkulu kalabalığa seslenen Erbakan, “Ben bu konuşmalarımda iki kişiye hitap ediyorum. Köy kahvesinde oturan kasketli Ahmet efendiye sesleniyorum. Geçen seçimlerde beni dinlemedin dizini dövdün. Bu seçimlerde de aldanırsan dövecek dizin de kalmayacak. Bir de camiye giden sakallı Hüsnü’ye sesleniyorum. Kafasına koymuş yine AKP’ye oy verecek. Bu AKP domuz kredisi veriyor. İstemiyorum ama verdirttiriyorlar. Yarın ne yaptıracaklar haberin yok. AKP ‘Zina suç değildir’ diye yasa çıkarıyor. Sen nasıl camiye gidiyorsun. Şu sakalına bak. Deli misin sen? Saadet Partisi varken, sen hâlâ niye gözlerini yumuyorsun. Çektiğin yetmiyor mu? Seni ırkçı emperyalizm aldatıyor” diye konuştu.
Önce ahlak ve maneviyat
AKP’nin 3 Kasım 2002 seçimlerinde Millî Görüşçü sanıldığı için bu oyu aldığını söyleyen Erbakan, kendisinin isminin AKP’liler tarafından kullanılarak oy toplandığını hatırlatarak, “Böyle söyleyerek neden beni de kendi günahlarınıza ortak etmek istiyorsunuz” dedi. “Millî Görüş, üretim, ihracat ve emek seferberliği ile Allah’ın nimetlerini millete verecektir” diyen Erbakan, “AKP’ye oy vererek harakiri yapmayın. Oyunuzu kendinize verin. IMF size yardım etmez. Sizin yararınıza olan politikaları desteklemez. AKP, IMF’nin ortağıdır. IMF’ye kafa tutmak iman ister. AKP kireç suyu. Size süt diye kireç suyunu içiriyorlar. Süt dururken kireç suyu içilir mi? Saadet Partisi halis, muhlis süt. Televizyonda diyor ki, ikisi de bardakta, beyaz diyor, ikisi de İHL mezunu diyor. Bu ne yahu? Ne okumuş bu İHL. Gittin papazın önünde imza attın. AB’nin temeli Hıristiyanlık. İmzaladığın şeyde yazıyor. Avrupa’nın dinini benimseyeceksin. Milletin başörtüne gelince; ‘Bedelini ödeyemem’ diyor. 10 sene de gördün. Hangisi maneviyattan bahsediyorsa oyunu ona ver. Kim o? Saadet Partisi. Öbürlerinin maneviyatla alakası var mı? Yok. Maneviyat olmadan bir şey olmaz” dedi.
Yeni bir dünyanın kapıları aralanıyor
“Milletimiz bu uykudan uyanarak gerçekleri görmek zorundadır” diyen Erbakan, “Şimdi bu Çağlayan Meydanı’nı coşku ile dolduran kardeşlerime sesleniyorum. Yaklaşan seçim sürecinde ırkçı emperyalizm gerçekleri milletten saklamak istiyor. Millet ile gerçek gündem arasına bir perde çekilerek horoz dövüşü yapılmaktadır. Neden Hak dururken İsrail’e vilayet olmak isteniyor? Geçen seçimler öncesinde milletimizi uyardım. Ama dinlemediler, AKP’ye oy verdiler. Diğer siyasi partilerin hiç birisinin maneviyat ile hiçbir alakası yok. Maneviyat olmadan bir şey olmaz. Hangisi bunların faizci düzeni değiştireceğiz diyor. Hiçbirisi. Sadece Saadet Partisi diyor. Şuradan ne alsan yarısı Yahudi’ye gidiyor. Hacca gidiyorsun IATA’ya para veriyorsun. IATA Yahudi’nin. Dolarla dünyayı sömürüyorlar. Dünyanın düzeni bu. Biz 11 asır dünyanın efendisi idik. Bunlar maddi gücü ele geçirdi. Senin nefes alman mümkün değil. Bu düzen değişmedikçe, yeni bir dünya kurulmadıkça bu olmaz. Bu nedenle 22 Temmuz’da oylarımı Millî Görüş’ün tek temsilcisi olan Saadet Partisi’ne vererek yeni bir dünyanın kapılarını aralayacağız” diye konuştu.
“Milletin yüzü Millî Görüş’le güldü”
İstanbul’daki muhteşem kalabalığı Millî Görüş iktidarının müjdesi olarak nitelendiren Saadet Lideri Recai Kutan da Millî Görüş iktidarlarının geçmişte yaptıkları hizmetlere değindi. Kutan özellikle Millî Görüş Lideri Necmettin Erbakan’ın başbakanlığında kurulan Refah-Yol Hükümeti’nin icraatlarından örnekler vererek, “Milletimizin yüzünün güldüğü tek dönem Millî Görüş iktidarları olmuştur. İnşallah bu meydan 22 Temmuz zaferini müjdelemektedir. Ve 23 Temmuz’da milletimizin yüzünü güldürmeye başlıyoruz” dedi. Saadet Partisi dışındaki bütün partilerin toplumdaki gerginlikten rant elde etme peşinde olduğunu kaydeden Kutan, CHP-AKP’nin eskiden beri oynanan 50 yıllık tiyatroyu yeniden sahnelemeye başladıklarının altını çizdi. Erdoğan’ın oylarınızı israf etmeyin açıklamasına atıfta bulunan Kutan, “Evet, Sayın Erdoğan doğru söylüyor. Oylarınızı AKP’ye verip israf etmeyin. Kendinize oy verin, yani Saadet Partisi’ne verin” diye konuştu. Bu kayıkçı kavgasının bilinçli bir şekilde oynandığını vurgulayan Kutan, insanların sağcı ise AKP’ye solcu ise CHP’ye yönlendirilmeye çalışıldığını vurguladı.
AKP’nin cumhurbaşkanlığı sürecinde izlediği politikaları sert şekilde eleştiren Recai Kutan, Erdoğan’ın iki gün önce gazetecilere ‘Yeni cumhurbaşkanı Meclis seçecek. Diğer siyasi partilere 2-3 alternatif isimle gideceğiz, uzlaşacağız’ açıklamasını değerlendiren Kutan, “O zaman adama sormazlar mı? Bundan evvel aynı yolu, metodu neden izlemediniz? Milleti neden gerginliğe sürüklediniz?” dedi.
AKP halkı perişan etti
Kutan, AKP’nin 5 yıllık iktidarı boyunca millete hizmet etmek yerine rantiyeye hizmet ettiğini vurguladı. Kutan, “AKP iktidarında tam 200 milyar dolar fazladan borç yapıldı. Nereye gitti bu para? Çiftçiye mi, işçiye mi, emekliye mi, memura mı? Hayır. Peki yatırım mı yaptılar? Hayır. O zaman nereye gitti? Nereye gidecek, faizciye gitti. 2003 yılında üç tane dolar milyarderi varken 2006’da 26 tane dolar milyarderi olmuş. Çünkü bunlar IMF politikalarıyla zengini daha zengin, fakiri de daha fakir yapmaktan başka bir iş yapmadı” diye konuştu. IMF politikaları nedeniyle Türkiye ekonomisinin tam bir soygun ekonomisi haline geldiğini anlatan Recai Kutan, düşük kur-yüksek faiz politikası ile doların değerinin sürekli aşağıda tutulduğunu böylece dışarıdan gelen dövize yüksek oranlarda faiz ödendiğini kaydetti. Türkiye’nin bu seçimde var olma ya da yok olmayı tercih edeceğini belirten Kutan, “Çare var, çözüm de var. Çare de, çözüm de Saadet Partisi’nde, Millî Görüş’tedir. 22 Temmuz, güzel bir fırsattır. Bir musibet bin nasihatten evladır. O musibet başımıza geldi. Geçen seçimde oylarınız rüzgâra kapılarak kuru yaprağa gitti. Ama inşallah bu seçimde rüzgâra kapılmayacak” ifadelerini kullandı. Saadet Partisi’nin IMF’ye karşı olan tek parti olduğunu vurgulayan Recai Kutan, Siyonist bir kuruluş olan IMF’nin kesinlikle Türkiye’nin ayağa kalkmasını istemediğini dile getirdi. AKP, CHP, MHP, DP başta olmak bütün partilerin IMF ile çalışmaya devam edeceklerini kaydeden Kutan, “Hepsi IMF’ci, hepsi AB’ci. IMF Türkiye’yi bir mezarlığa dönüştürmek istiyor. Neden? Çünkü bakın IMF, enflasyonun talebi kısarak sıfıra inmesini emrediyor” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, BOP’un eş başkanı
Konuşmasında dış politika faciasına da değinen Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, Türkiye’nin ateş çemberi içinde yer almasına rağmen AKP Hükümeti’nin Türkiye’yi parçalamak isteyenlerle, Ortadoğu’yu cehenneme çevirenlerle sarmaş dolaş olduğunu söyledi. AKP Hükümeti’nin Irak’ı işgal eden PKK’ya destek veren ABD’yi stratejik müttefik olarak tanımlamasını da eleştiren Kutan, “Büyük Ortadoğu Projesi diye bir proje var. Fas’tan Endonezya’ya kadar 22 ülkenin sınırlarını değiştirmeyi planlıyorlar. Bunun için Afganistan’ı işgal ettiler. Irak’ı işgal ettiler. Bunun Başkanı Bush. Peki, eş başkanı kim? Tayyip Erdoğan. Bunu kabul ediyor musunuz” diye Çağlayan Meydanı’nı dolduran kalabalığa sordu.
AKP’nin iktidarı boyunca halkın beklentilerinin hiçbirine karşılık veremediğini de hatırlatan Kutan, “Başörtüsü namus meselemiz demelerine rağmen hiçbir şey yapmadılar. ‘Bedel ödemeye hazır değiliz’ dediler. Bedel ödemeye hazır değil misiniz? O zaman çekin gidin, bedel ödemeye hazır olanlar gelirler” şeklinde konuştu.

milligazete.com

17/7/2007

3 Aylar ne demektir, bize ne anlatır?

.

İki Cihan Güneşi Sevgili Peygamber Efendimiz, saâdet meclisinde oturuyordu. Mescide bir esir grubu getirildi. O sırada Allah Resûlü (sas), bir kadının yana yakıla bir şeyler aradığını gördü. Kadın yakaladığı her çocuğu sinesine basıyor, kokluyor sonra bırakıyordu.

Sonra kendi yavrusunu buldu, bağrına bastı. Doyma bilmeden onu öpüyor, kokluyor, tekrar bağrına basıyordu. Allah Resûlü (sas) bu manzara karşısında iyice doldu. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak parmağıyla yanındakilere bu kadını gösterdi ve: "Şu kadını görüyor musunuz?" dedi. Sahabe cevap verdi: "Evet Ya Rasulallah!" Allah Resûlü (sas) tekrar: "Bu kadın şu kucağındaki çocuğunu cehenneme atar mı?" diye sordu. Sahabe "Hayır ya Rasulallah!" karşılığını verdi. Ve işte bunun üzerine İki Cihan Serveri şu hikmet dolu sözleri söyledi: "Allah o kadından daha şefkatlidir, kullarını cehenneme atmak istemez."

İşte böylesine başdöndürücü bir şefkat ve merhamete sahip olan Allahu Teala, sene içinde kulları için gönül dünyalarında adeta bir manevi hamle yapmaları adına bazı özel gün ve geceler yaratmıştır. Bu özel zaman dilimlerinde Cenab-ı Hakk'ın rahmet esintileri sağanak sağanak yağmaktadır. Şu günlerde bu zaman dilimlerinden "üç aylar"a kavuşmanın sevincini yaşıyoruz. Malum olduğu üzere halkımız arasında Arabi aylardan Recep, Şaban ve Ramazan aylarına "üç aylar" deniyor.

Ahiret ticaretinin yapıldığı kazançlı bir pazar durumunda olan üç aylar, yılda ancak bir defa açılır ve üç ay boyunca devam eder. İstifade edebilenlerin çok şey kazandığı bu pazarı kaçıranlar gelecek mevsimi beklemek zorundadır. Tabii ömürleri yeterse. Kimse yarına çıkmaya garanti veremediği gibi gelecek mevsime yetişmeyi de taahhüt edemez. Öyleyse yapılacak iş, bu mevsimi çok iyi değerlendirmek, bunun için de onu elimize geçen son fırsat olarak kabul etmek.

Üç aylar fırsat günleridir, çok bereketli bir kazanç mevsimidir. Böylesine bir koyup binler alabileceğimiz kazanç kuşağında kaybetmemek için bu günleri iyi değerlendirmeliyiz.

ÜÇ AYLARA HAZIR MISINIZ?

Bu günlerde müminler, birbirleri ile tebrikleşmeli, birbirlerini yemeklere çağırmalı, çocuklar sevindirilmeli, fakirlerin gönlü alınmalı, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları giderilmeli, anne-babanın, masum ihtiyarların duaları alınmalı, hasılı bu aylar daha canlı ve daha verimli yaşanmalıdır.

Bütün bu yapılanlar bir yarış havası içinde yapılırken ihlaslı yapmaya da azami dikkat gösterilmeli. Zira ihlasla yapılan küçük bir amel, ihlassız yapılan pek çok amelden üstündür. Bu sayede hem cemiyete huzur gelmiş, hem de manevi bir atmosfer meydana getirilerek, ilahi rahmetin celbine zemin hazırlanmış olur. Yapılan ibadetler, okunan Kur'anlar, Cenab-ı Hakk'a yükselen inilti ve ızdırap dolu dualar, akıtılan gözyaşları, yapılan tevbe, istiğfarlar yağmuru çeken bulutlar gibi ilahi rahmeti kendisine çeker.

İlahi rahmet, semamızı kapladığı zaman onu hayat kaynağı yağmurlar gibi lütuflar, ihsanlar, ikramlar ve hediyeler takip eder. Böylece gelen rahmet damlaları günahlarımızdan, gafletimizden dolayı kirlenen manevi hayatımızı da temizler.

Öyleyse daha ne duruyoruz. Haydi hep beraber, ilahi rahmet ve lütuflara hasret insanlar olarak başımızı okşayacak rahmet bulutlarının celbine ve onu takip edecek ilahi ihsanlara kendimizi hazırlayalım.


Bu bereketli günleri nasıl değerlendirelim?

1. Bol bol Kur'ân-ı Kerim okuyalım.

2. Peygamber Efendimiz (sas)'in şefaatini ümit ederek, O'na salât ü selâmlar getirelim.

3. Kaza veya nafile namazlar kılalım.

4. Dünyaya gönderiliş amacımızı ve gidişatımızı düşünerek tefekkürde bulunalım.

5. İşlediğimiz günahlar için bu bereketli günlerin yüzü suyu hürmetine samimi ve gönlümüzden gele gele tevbe ve istiğfarda bulunalım.

6. Bir dua listesi oluşturarak sevdiğimiz insanlara bol bol dua edelim.

7. Geceleri değerlendirerek haftanın belirli günlerinde teheccüd namazı kılalım.

8. Bu günlerde Allah Resulü'nün diğer günlere nazaran daha çok oruç tuttuğunu ve devamlı hayır yapma peşinde olduğunu görüyoruz. Biz de tutabildiğimiz kadar oruç tutmalı ve elimizdeki imkanlar nispetinde muhtaç olan insanlara maddi yardımlarda bulunarak onları sevindirmeliyiz.


Rahmetin sağanak sağanak yağdığı günler geliyor

REGAİB GECESİ

Regaib, "çokça rağbet edilen, kıymetli, değerli, ihsan" manalarına gelen Ragibe kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regaib Gecesi denilince; "çok lütuf ve ihsan dolu, kıymetli ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece" manası anlaşılır. Halk arasında üç aylar diye meşhur olan Recep, Şaban ve Ramazan aylarından Recep ayının ilk perşembeyi cumaya bağlayan gecesi olan Regaib Gecesi, aynı zamanda Ramazan ayının da ilk habercisi olma şerefini taşımaktadır. Rahmet kapılarının ardına kadar açık olduğu bu gece gaflet içinde geçirilmemeli, bir fırsat gecesi olarak değerlendirilip ona göre hareket edilmelidir.

RECEP AYI

Üç ayların ilki olan Recep, "tazim ve tekrim olunan ay" ve "hazırlanmak" manalarına gelmektedir. Peygamber Efendimiz (sas) bu aya ulaştıklarında "Allah'ım! Receb'i ve Şaban'ı hakkımızda mübarek kıl ve bizi Ramazan'a kavuştur" diyerek dua ederlerdi. Bu ay içinde aynı zamanda Mi'rac, Berat ve Kadir Gecesi gibi mübarek zaman dilimlerinin de bir müjdecisi olan "Regaib" gecesi vardır. Regaib, pek çok ata ve ihsan" manasına gelen "Ragibe" kelimesinin çoğuludur. Bu gecede Cenab-ı Hak engin rahmetiyle tecelli edip sonsuz mağfiretiyle muamelede bulunduğu için geceye bu isim verilmiştir. Recep ayının 27. gecesi ise Mirac Kandili'dir. Mirac, kelime manası itibarıyla "merdiven", "yükselecek yer", "en yüksek makam" manalarına gelmektedir. Bu gecede İnsanlığın İftihar Tablosu (sas) bir mucize olarak Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya ve oradan da göklerin İlahi derinliklerine doğru pervaz edip ruhen ve bedenen Cenab-ı Hakk'ın huzuruna çıkmıştır.

ŞABAN AYI

Üç ayların ikincisi olan Şaban, kelime manası itibarıyla "dağılan", "saçılan" manalarına gelmektedir. Bir rivayete göre Efendimiz (sas), Şaban ayında Ramazan için pek çok hayır dağıldığı için bu aya bu ismin verildiğini ifade etmektedir. Şaban ayı içerisinde Berat Kandili vardır. Berat kelimesi, "borçtan, isnat edilen suçtan, ruha azap veren sıkıntılardan kurtulmak" manalarına gelmektedir. Bu gecede Kur'an-ı Kerim, Levh-i Mahfuz'dan alınmış ve bir bütün halinde dünya semasına indirilmeye başlanmıştır. Bu sebeple bu gece hürmetine pek çok günah bağışlandığı için geceye Berat Gecesi denilmiştir. Yine bu ay içinde hicretin ikinci senesi Müslümanların kıblesi Mescid-i Aksa'dan Kâbe'ye çevrilmiştir.

RAMAZAN AYI

Üç ayların sonuncusu olan Ramazan ayı, on bir ayın sultanı ve ayların en faziletlisidir. Zira bu ayda Kur'an nazil olmaya başlamış ve ay boyunca oruç tutmak farz kılınmıştır. Ramazan kelimesi "kızgın taş" manasına gelen "Ramid" kelimesinden türetilmiştir. Ramazan ayı çok sıcak ve hararetli bir zaman dilimine tevafuk ettiği için ona bu isim verilmiştir. Ayrıca nasıl ki kızgın taş etrafındakini yakıp yok ederse Ramazan da kulların günahlarını yakıp mahvettiği için bu aya bu ismin verildiğini söyleyenler de olmuştur. Bazıları ise Ramazan kelimesinin "yağan yağmur" manasına gelen "ramıd" kelimesinden türetildiğini ve nasıl ki yağmurun yağması neticesinde yeryüzünün temizlenmesi gibi Ramazan ayında da günahların temizlenmesi sebebiyle bu aya bu ismin verildiğini söylemişlerdir. Kur'an'ın indirilmeye başlandığı bu ay içinde Kur'an-ı Kerim'deki ifadesiyle bin aydan daha hayırlı olan "Kadir Gecesi" vardır. Bu gece Allah'ın müminlere bahşettiği çok yüce bir ikramıdır. Ramazan'ın her gecesinin dolu dolu geçirilmesi için bu gecenin zamanı gizlenmiştir. Ancak Kadir gecesinin Ramazan'ın son on günü içinde olduğuna dair güçlü işaretler vardır.



15/7/2007

RUSYA'DA MÜSLÜMANLAR ÇOĞUNLUK OLACAK

.

Yetkililere göre, Federasyon içinde 1989 yılında 119 milyon Rus yaşarken bu rakam 2002’de 115 milyona düştü. Bu, 13 yıl içinde, etnik Rusların genel nüfustaki payının yüzde 81 buçuktan yüzde 79’a indiğini gösteriyor.

Birleşmiş Milletler, Rusya’nın şu anda 140 milyon olan nüfusunun 2050 yılına kadar üçte bir oranında azalarak 95 milyona düşeceğini tahmin ediyor. Etnik Ruslar arasında doğum oranı her yıl düşerken federasyon içindeki Müslümanlarda bunun tam aksi görülüyor. Dolayısıyla önümüzdeki 40-50 yıl içinde Rusya’da Müslümanların çoğunlukta olması ciddi bir ihtimal.

Sobornaya Camii

Estonya Üniversitesi profesörlerinden Paul Goble, geçtiğimiz 10 yıl içinde iki kıtaya yayılmış bu ülkenin önemli toplumsal değişikliklere sahne olduğunu söylüyor. ”Rusya’da İslam” adlı kitabıyla tanınan Amerikalı uzman Moskova’da Paris’tekinden daha fazla Müslüman yaşadığına dikkat çekiyor ve 2 buçuk ile 3 milyon arasında Müslüman bulunduğunu söylüyor.

Amerikalı uzmana göre, Moskova’da Müslüman toplumu bir milyon nüfusuyla Azeriler izliyor. Petersburg’da bir milyon ile bir milyon 250 bin arasında Müslüman yaşadığını; Karelya, Kamçatka ve Sakhalin yarımadası gibi şimdiye kadar tek bir Müslüman’ın bile bulunmadığı yerlerde artık çok sayıda Müslüman’ın yaşadığını belirtiyor uzman.

Paul Goble nüfus azalmasının en belirgin şekilde 18-55 yaş grubunda görüldüğünü söylüyor. Ölüm oranının özellikle çalışanlar arasında çok yüksek olduğunu söyleyen Goble, bazı işyerlerindeki ölü sayısının savaş alanı hatırlattığını söylüyor. Paul Goble ölümlerden alkolizm, hastalık ve iş kazalarını sorumlu tutuyor, ve etnik Rus nüfusun heryıl bir milyon azaldığını vurguluyor.

Paul Goble

Rus Federasyonu’nda da Müslümanlar iki bölgede yoğunlaşmış durumda. Birincisi Volga havzası ikincisi ise kuzey kafkasya. Volga havzasında yaşayan Müslümanlar yüzyıllardır Rus vatandaşı olarak yaşıyor ve ılımlı görüşleriyle tanınıyor. Kafkas Müslümanları ise başta Çeçenler olmak üzere Rus işgalini asla benimsemedi. Bölge radikal dincilerin en faal olduğu yerlerden..

Bazı batılı uzmanlar Rus nüfusundaki bu değişimin çok ciddi uluslararası sonuçları olacağını ileri sürüyor. Goble’a göre Müslümanlar çoğunlukta olunca radikal dincilerin hükümeti ele geçirmesi mümkün.

Amerikalı uzman radikal Müslümanların nükleer silah ele geçirme tehlikesinin Batı’yı her zaman korkuttuğunu söylüyor ve devamla “Rusya’daki radikal Müslümanlar Kremlin’de yönetimi ele geçirirse ellerinde bir değil binlerce nükleer silah olacak..” diyor.

Paul Goble’ye göre böyle bir senaryoya tanık olmamız için Moskova hükümetinin Müslümanları siyasi sürece katması ve dini inançlarıyla temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermesi gerekiyor.

Rusya’daki Müslüman nüfusu Avar, Kabartay, Yakut, Dargin, Azeri, Kumuk, Lezgin, İnguş, Tuvalı, Karaçay, Özbek, Adige, Tabasaran, Balkar, Hakas, Nogay, Altay, Çerkez, Kırgız, Tacik, Türkmen, Kırım Tatarı, Meshet Türkü, Abhaz, Tat, Kürt, Arap, İranlı, Uygur, Afgan ve Arnavutlar oluşturuyor.

amerikanın sesi

15/7/2007

Müslümanları karalamayın

.
İngiltere ve İskoçya'da yaşanan bombalı saldırı girişimlerinin ardından Britanya geneline bir panik hakim olurken, Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone, El Kaide kuşkusu taşıyan saldırı teşebbüsleriyle ilgili açıklamasında, “Müslümanları şeytan gibi göstermeyin.” dedi. Ülkedeki güvenlik seviyesinin 'ciddi'den 'kritik' düzeye yükseltilmesinin ardından BBC Radyosu'na konuşan Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone, 'aşırı İslamcı terör' korkusunun yaşandığı bir ortamda, “Müslümanların şeytan gibi gösterilmemesi gerektiğini” vurguladı. Livingstone yaptığı konuşmada, “Bu kentte Müslümanlar, kanunlara gayrimüslimlerden çok daha fazla uyuyor ve gayrimüslimlere nazaran, siyasi amaçlara ulaşmak için şiddet kullanımına daha az destek veriyor. Müslümanlar, çok-kültürlü bir toplum yaratma çabamızda başarılı ve aktif bir rol oynadı” ifadelerini kullandı.

MÜSLÜMANLAR ILIMLI

Daha önce de Londra'da terör faaliyetleri yaşandığını hatırlatan Livingstone, Britanya Ulusal Partisi (BNP) gibi aşırı sağcı gruplar ve IRA saldırılarını buna örnek gösterdi. Londra Belediye Başkanı ayrıca, İngiltere'nin, Vahabilerin çoğunlukta olduğu Suudi Arabistan'la ilişkilerini de sorgulayarak, “Hoşgörüsü çok düşük olan Vahabilik'le ilgili anlamamız gereken şey, bu konudaki en büyük sorunumuzun, Vahabiliğin Suudi Arabistan'dan doğru bize akıyor olmasıdır” dedi. Suudi Kraliyet Ailesi'nin resmi dininin Vahabilik olduğunu hatırlatan Livingstone, İngiltere'nin en fazla silah ihraç ettiği ülkelerden birinin Suudi Arabistan olduğunu söyledi. Livingstone ayrıca, yüz milyonlarca sterlin paranın Vahabi nüfuzunu artırmak için resmi Suudi onayıyla birlikte dünya geneline aktarıldığını iddia etti. 2 yıl önce Londra'yı kana bulayan 7 Temmuz saldırılarının yıldönümünden 1 hafta önce ülkede yine panik yaşatan olaylar kapsamında, kent merkezinde patlamaya hazır bombayla yüklü 2 araç bulunmuş, İskoçya'daki Glasgow Havaalanı'nda da bir araç alevler içinde son sürat yolcu terminaline dalmıştı.

Y.Şafak

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı